Danville' deyim.
New York'a 5 saat uzaklikta. Temiz hava ve sessizlikten surekli uykum geliyor. Bilincim korkunc acik. Harika. Dun gece bahcede ates yaktik, tek bir isik yoktu, ay yoktu, bulutlar yoktu, gurultu yoktu, etrafta geyiklerden kuslardan ve ormandaki baska diger hayvanlardan baska hic bir canli ve bizden baska insan yoktu. Yildizlar agzimiza burnumuza girecek gibi, geri kalan her sey zifiri karanlik, fonda Echoes. Kadifeye gomulmus pirlantalardan farki olmayan bir gokyuzunun altinda ayaklarimizin buz kesmesine uzun bir sure aldirmadik. Lacivertlere siyahlara indigolara yeniden asik oldum tekrardan.
Gordugum seyler oyle seylerdi ki ustelik, ne fotografi cekilebilir ne resmi yapilabilir. Yapmasina yaparim, ama adi "ne karanlik bi resim" olur. Ben dahil kimse goremez aslinda ne kadar aydinlik oldugunu oranin. "ya icindesindir ya da tamamen disinda" olan seylerden biri. Sadece zihinde kalir, ama yine de hic bir zaman icinde oldugun, gozunle gordugun gibi olmaz. Boyle seylerden dolayi fotograf cekmeyi eskisi kadar sevmiyor olabilirim belki, sogudum, biseyler oldu, bilmiyorum.
Dijital cekilip copluk olanlara hele korkunc uzagim. Guzel degil bunu soylemek ama boyle oldu.
Anlarin kendisine odaklanip hafizama kazimak yeni favorim. Ve belki bir kac polaroid, bir kac sarki ismi. Her zaman yetmese de birazcik. Anilari biriktirmek hem cok tatli, hem cok yogun, hem de huzunlu hisler barindiran bir hareket. Kansas'in Dust in the wind sarkisindaki gibi "I close my eyes only for a moment, and the moment's gone.." Nefes aldim-verdim bitti, gozumu kapadim actim bitti, elimi cirptim bitti, guldum bitti agladim bitti, dusundum yaptim soyledim bitti, gittim geldim konustum sustum uyudum uyandim sevdim unuttum hepsi bitti.
"Yasadim bitti" demeye firsatim olacak sekilde olmeyi istiyorum. Gulumseyerek, saclarim bembeyaz ama maviye boyanmis, yuzum yeterince kirismis olarak olmeyi. "Yaslanmak istemiyorum yea" diyen gerizekalilardan olmak istemiyorum, erken olumu tarif ediyosun oyle. Cok yakin bir ornegim var, teyzem. Ben onu tanimadim, ama hep oyle dermis, babam anlatir. Sacina muhtemelen tek bir beyaz bile dusmemisti oldugunde, yuzunde belki 30larin ilk kirisiklik belirtileri. Yolun yarisina gelmesine 1 yil kalmis. Ben 1 yasindaymisim. Ona cok benziyormusum oyle diyor babam. Sanatci ruhlu, sakin, unutkan ve bazen umursamaz, kotulugunden degil ama, oyleymis iste sadece.
Ilginctir ki, ailede onu gormeyen tek insan benim, ama onu en cok ben aniyor gibiyim, sanki birlikte cok fazla animiz olmuscasina. Giysilerini giyip takilarini takiyorum, "Kalbim Ege'de kaldi" sarkisinda hep onu dusunup gozlerimin dolmasina izin veriyorum, Izmir'de yatiyor cunku. 70'lerin disco fever hallerinden esinlenip oyle giyindigimde onu da tam o zamanlarda o suslu halleriyle gozumun onune getirip gulumsuyorum, fotograflarda o kadar guzel, hep guzel ki. Kocaman gulen kirmizi dudaklari var hep, boynuna bir dizi inci olarak yansiyan guzel beyaz disleri, arada ayna varmiscasina. Ne guzel giyinirmis, cogunu da kendi dikermis hep. Bikarmis o da benim gibi, tegelleyip birakir, oyle de giyer cikarmis disari. Sahane kadin. Dusunuyorum da, birak ailesini, kendi bile bilmemis kendi degerini. Hayatta keske demekten israrla kacarim, ama Dildar'i gorebilmek hep bir keske'dir, muhtemelen oyle kalacak. Annemle babamin ayriliginin uzerinde bile bu kadar durmadim. Enteresan.
Ama su guzeller guzeli kadin yok mu, bi aklima gelince hep bi "ciz" olur her seferinde. Eh be Dildar, olsaydin da kendin gibi guzel evine, cicekli porselen fincanlarinda cay icmeye, guzele vuran aksam gunesinde oturmaya, Izmir'i koklamaya kendin gibi guzel, cicekli, bohem balkonundan, "yeter ben teyzeme gidiyorum" diyip gelseydim. Derdimi anlatmaya, sesini duymaya, icip icip gulmeye mesela, pikaptan sarkilar dinlemeye, Dildar'a gelseydim.
Gittigin yerde hep mutlu ol, "gullerin icinden canim, kosarak kosara gel"emesen de orada kendine benzeyen gullerin icinde kosuyor, sarki soyluyor, rengarenk eteklerini elbiselerini ucusturuyor ol, Dildar.
Resmi birakma hic, beni ciz gonder, goreyim oradan nasil goruyorsun beni. Ben uyurken gel, bir seyler soyle git illa gitmen gerekiyorsa.
Ben seni hic gormeden cok ozluyorum.
Gorunuse gore bir Ataturk, bir de sen, Dildar.
28.4.14
14.4.14
boyle bir blogum varmis, agliyormus "update et lan beni" diye. edicem yakinda, uzulmesin. guzel seyler yolda.
http://walkwalkshotwalkwalkwalkshot.blogspot.com/
http://walkwalkshotwalkwalkwalkshot.blogspot.com/
13.4.14
in the meantime..
Baya oldu di mi ya..
Yazmayi biraktigim zamanlarda dogan cocuklar buyudu, ilkokula basladi, ukala veletlere donustu. Beni sorarsaniz ben New York'a geri geldim. Mezun oluyorum 1 aya, sonra ver elini Concrete Jungle'in acimasiz is hayati. Sivrilme pesinde kosan topuklular ustunde bir kiz seklinde.
O zamanlardan once birazcik daha vaktim var, su an 1 haftalik tatilde okul. Gunesin butun yakiciligla ortaya cikmasi da resmen benim tatilimi bekliyormus, okula gittigim son gun deri ceket az gelirken, bugun butun gunu askiliyla gecirdim. "E bi arasi yok mu bunun yahu!" dedirtiyor hava. 2 gun icinde tekrar eksilere falan inerse gene sasirmam, alistik.
Guzel havayi bulmusken alip basimi oyle rastgele yuruyeyim, gitmedigim yerlere gideyim ama hic bir seye binmeden, tamamen yuruyerek. 1-2 saat yurur gelirim diyordum ki, oncelikle kendimi belli bir noktada durduramayip evden fazla uzaklasmakla, sonra da "dur surdan gireyim burasi degisikmis" gibi dusuncelerle bu plani tamamen curutup, toplamda 5 saattir kesintisiz yuruyor oldugumu farkettim. Midtown'dan cikip taa ozgurluk heykeli'nin karsisina, guney kisma kadar yurudum. Ordan nasil olduysa Chinatown, Little Italy, Nolita, Bowery, East Village falan filan derken East Village kisimlarinda gecici sure kayboldum, bazi yerlerde daireler cizip ayni yerlerden gecip durup salakligima doymamama kufrettim, binleeerce guzel barin restoranin onunden gectim, onu bunu bir suru seyi enteresan buldum, ama ana fikir, durmadan yurudum, oyle boyle degil. Kaslarim isyan eder vaziyette, "bi dur be kizim, bi rahat ver insana" diyecekler konusabilseler. Ama mis gibi oldu, cok da guzel oldu. Gene olsa gene yaparim. Gozunu sevdigimin sehri...
p.s: bi yalnizlik zor azicik. azicik gene de.
21.9.12
bu sabah okudugum cok sevimli bi eksisozluk basligini ve ilk giriyi sizinle paylasmak isterim efendim. baya "mehe mehe ehehemehe hakkaten lan" diye guldum sabah sabah. helal olsun.
külotlu çorap giydirirken ayağı yerden kesen anne
kafanıza kolonya şişesini atıp, yine başınızda sabahlara kadar beyin kanaması geçirecek diye korkudan ağlayan bi varlık anne.
bu ikilem arasında sevgili yavrusu yazın 40 derece sıcakta üşütmesin diye külotlu çorap giydiren de, dondurma yerken "çok soğuk ılınsın öyle ye" diyen de bu kadın.
önlenemez bi düşkünlük sevdası aslında annelik. paranoyaklık. tıpkı; her çocuğun dünyanın en güzel çocuğu olması ve o her annenin de o çocuğa sahip olması gibi bişey.
tamam anlıyorum, ben de anneyim artık. oğlumun düşüp kafasını acıttığı parkeyi dövmüşlüğüm, uykusundan korkarak uyandı diye dışardaki çocuklara bakondan yarı belime kadar sarkıp "hadi herkes kapısının önünde oynasın" diye bağırmışlığım var.
de bu ne be annem? bilen bilir, zor iştir külotlu çorap giymek. hele çorapta desenler varsa ayrı zordur. desenler yamuk olmayacaktır, ayak ucundaki dikiş tam ayak ucuna denk gelmelidir. yoksa ağ kısmı döner, dönünce eti sıkar, et sıkışınca ruhu daraltır. ağ kısmı aşağıda kalır falandır filandır.
çocuk ellerinizle beceremezsiniz bu işi. ama anne öyle mi? benimki değildi işte.
bir kere dün sabah okula giderken giyilen çorap eve gelince çıkartılıp fırlatıldığı yerde kabuklaştığından, çoraba şöyle bi bakar, -o değil de çorap resmen içinde biri varmış gibi dururdu. şekil aynı yani. nasıl bı bulunduğu kabın şeklini almaksa artık. civa mısın mübarek?- çorabı eline alır esnetir, sonra çorabın sonundan ayak ucuna kadar olan kısmı eliyle bi seferde düzgünce toplar, tek hamlede giydirirdi.
sonra iki eliyle çorabı bel lastiğinden kavrar ve iman gücüyle sizin ayağı yerden keser, havada sizi şöyle bir sallar "ki bu hareketin adı çorap yerine otursun hareketidir." peşine de hiç aksatmadan kıça bi şaplak atıp “eheheh kuru göt” derdi.
çorap giyme işi bitince içinde hareket edemediğiniz kolların yere paralel durduğu robocop montunuzu da giydirip işi tamamlardı. sonra hade yallah okula..
anne dediğin yeri geldiğinde evladına, yer çekimine bile karşı koydurtandır. evet.
(nukleerella, 20.09.2012 11:53 ~ 11:54)
külotlu çorap giydirirken ayağı yerden kesen anne
kafanıza kolonya şişesini atıp, yine başınızda sabahlara kadar beyin kanaması geçirecek diye korkudan ağlayan bi varlık anne.
bu ikilem arasında sevgili yavrusu yazın 40 derece sıcakta üşütmesin diye külotlu çorap giydiren de, dondurma yerken "çok soğuk ılınsın öyle ye" diyen de bu kadın.
önlenemez bi düşkünlük sevdası aslında annelik. paranoyaklık. tıpkı; her çocuğun dünyanın en güzel çocuğu olması ve o her annenin de o çocuğa sahip olması gibi bişey.
tamam anlıyorum, ben de anneyim artık. oğlumun düşüp kafasını acıttığı parkeyi dövmüşlüğüm, uykusundan korkarak uyandı diye dışardaki çocuklara bakondan yarı belime kadar sarkıp "hadi herkes kapısının önünde oynasın" diye bağırmışlığım var.
de bu ne be annem? bilen bilir, zor iştir külotlu çorap giymek. hele çorapta desenler varsa ayrı zordur. desenler yamuk olmayacaktır, ayak ucundaki dikiş tam ayak ucuna denk gelmelidir. yoksa ağ kısmı döner, dönünce eti sıkar, et sıkışınca ruhu daraltır. ağ kısmı aşağıda kalır falandır filandır.
çocuk ellerinizle beceremezsiniz bu işi. ama anne öyle mi? benimki değildi işte.
bir kere dün sabah okula giderken giyilen çorap eve gelince çıkartılıp fırlatıldığı yerde kabuklaştığından, çoraba şöyle bi bakar, -o değil de çorap resmen içinde biri varmış gibi dururdu. şekil aynı yani. nasıl bı bulunduğu kabın şeklini almaksa artık. civa mısın mübarek?- çorabı eline alır esnetir, sonra çorabın sonundan ayak ucuna kadar olan kısmı eliyle bi seferde düzgünce toplar, tek hamlede giydirirdi.
sonra iki eliyle çorabı bel lastiğinden kavrar ve iman gücüyle sizin ayağı yerden keser, havada sizi şöyle bir sallar "ki bu hareketin adı çorap yerine otursun hareketidir." peşine de hiç aksatmadan kıça bi şaplak atıp “eheheh kuru göt” derdi.
çorap giyme işi bitince içinde hareket edemediğiniz kolların yere paralel durduğu robocop montunuzu da giydirip işi tamamlardı. sonra hade yallah okula..
anne dediğin yeri geldiğinde evladına, yer çekimine bile karşı koydurtandır. evet.
(nukleerella, 20.09.2012 11:53 ~ 11:54)
5.9.12
aksam oldu sinirlendim ben yine.
bi konuda cok net olabilir miyim?
tatile gidip donmus kisiler bana tatilde cektikleri minimum 750 fotografi ve hizlarini alamadiklari cilgin videolari "AHAHAHAHAHAHAHAY BAK BURDA DA COK EGLENDIIIKK, AYYY ORDEGE BAKAR MISIIIN, AY YOLDA ANIDEN BI INEK CIKTI BAAAK AHAHAHA, AYY BURDA GUNBATIMINDA SARAP ICTIIIIK, DENIZIN RENGINE BAKAAR MISIAAAN" seklinde orneklerle, onu alinamaz bir coskuyla gostermeyebilirler mi?
Eglenmiyorum arkadasim.
Hatta istatistik dersinde daha ilgili bi dinleme halinde olduguma eminim.
Bi de her karede ayri ayri durulur, o videolar aman allahim tekrar tekrar duraklatilir, her kare tek tek irdelenir, tekrar tekrar 'yeniden yasama' kahkahalari patlatilir, tintintin tepesinde yenilen yengec pipisinin comolokko sarabiyla ne kadar guzel gittigi tekrar tekrar anlatilir falan.
Bi kere gidilen yerlerdeki manzaranin guzelligi,efendime soyliyim denizin rengi falan anca gidene yarar. Giden ben bile olsam, cektigim manzara fotografina sonradan bakinca hic bi bok anlamiyorum. Beynime kazidigim goruntu, gozumu kapadigimda orda olma hissi beni fotograflardan daha cok etkiliyor.
Yine de hicbiri o rengi guzel olan suya ayaklarini soktugun, ploffs diye icine atladigin anda hissettiklerinin kattiiyyyetle yerine gecemiyor.
Kendi gittigim yerlere karsi hislerim bu yondeyken, aysenin fatmanin hulusinin ahmetin tatil anilari ne derece umurumda olabilir?
Belki de essegim ve hosaftan anlamiyorum.
Ne bileyim.
tatile gidip donmus kisiler bana tatilde cektikleri minimum 750 fotografi ve hizlarini alamadiklari cilgin videolari "AHAHAHAHAHAHAHAY BAK BURDA DA COK EGLENDIIIKK, AYYY ORDEGE BAKAR MISIIIN, AY YOLDA ANIDEN BI INEK CIKTI BAAAK AHAHAHA, AYY BURDA GUNBATIMINDA SARAP ICTIIIIK, DENIZIN RENGINE BAKAAR MISIAAAN" seklinde orneklerle, onu alinamaz bir coskuyla gostermeyebilirler mi?
Eglenmiyorum arkadasim.
Hatta istatistik dersinde daha ilgili bi dinleme halinde olduguma eminim.
Bi de her karede ayri ayri durulur, o videolar aman allahim tekrar tekrar duraklatilir, her kare tek tek irdelenir, tekrar tekrar 'yeniden yasama' kahkahalari patlatilir, tintintin tepesinde yenilen yengec pipisinin comolokko sarabiyla ne kadar guzel gittigi tekrar tekrar anlatilir falan.
Bi kere gidilen yerlerdeki manzaranin guzelligi,efendime soyliyim denizin rengi falan anca gidene yarar. Giden ben bile olsam, cektigim manzara fotografina sonradan bakinca hic bi bok anlamiyorum. Beynime kazidigim goruntu, gozumu kapadigimda orda olma hissi beni fotograflardan daha cok etkiliyor.
Yine de hicbiri o rengi guzel olan suya ayaklarini soktugun, ploffs diye icine atladigin anda hissettiklerinin kattiiyyyetle yerine gecemiyor.
Kendi gittigim yerlere karsi hislerim bu yondeyken, aysenin fatmanin hulusinin ahmetin tatil anilari ne derece umurumda olabilir?
Belki de essegim ve hosaftan anlamiyorum.
Ne bileyim.
31.8.12
BUSTED.
bir gta degil.
cok sinirliyim.
accaayip sinirliyim.
dun gece arabayla evden cikip kadikoye giden bunyem, meyve suyu, soda vs. niyetine serinletici icecek olarak ictigi 1. birasini bitirir,aradan 40 dakika gecer. bakti muhabbet uzadi,e hadi ikincisini de icer.
3.nun artik ona hayir getirmeyeceginin bilincinde olarak karninda 2 birasiyla,gayet ayik bi sekilde mutlu mutlu sohbetine makarasina kukarasina devam eden bu genc,sapasaglam bi sekilde arabasina binip evine dogru yola cikar. (bu arada kendisinin kucuk bi problemi vardir ki, cantasini degistirdigi ve alelacele ciktigi icin ehliyetini evde unutmustur gerizekali. bunu kadikoye gittginde hatirlar,tabi artik cok gectir, 'neyse' der, 'bisey olmaz heralde.')
kadikoyden cevreyoluna baglanmak uzere oldugu dakikalarda,fosforlu sari uniformalarin fosforuyla aslan gormus zebraya doner. kafasindan gecen binlerce dusuncenin birinden biri akillica olmayip,ustelik birbirlerine dolasa dolasa gecip kizcagizin apisip kalmis kafasini iyice karistirmaktadirlar.
hamama giren terledigi icin, gotum gotum saga cekilir.
"hanfendi ehliyet ruhsat?" sorusu yavas cekim beyinde yankilanir tabi ki bir yandan.
yok abi. ruhsat var,ehliyet yok. anasini sattigimin ehliyeti yok. evinin kadini oldu ehliyet.
hadi bakalim karakola. hayatinda ilk defa basina boyle bisey gelmis olan, karakol koridorlarini da sadece televizyonlarda gormus olan hanim kizimizin, zaten normal hayatinda tilki zekali,sinsi,uckagitci bir insan istese de olamadigi icin boyle bir durumda zaten ziyadesiyle sapsal davranmasi kacinilmazdir ki, bir de o lanet alete uflemis bulunmustur. ustelik defalarca 'ufleyemiyormus' gibi yapip zaman kazanmis olmasina karsin ilerleyen dakikalarda bi sekilde nasil olduysa yeterli uflemeyi gerceklestirmistir,ve boku da yemistir haliyle.
ceza kagidini alir,erkek arkadasi ve annesiyle pasa pasa evine doner.
bundan sonra yapacagi tek sey isine yarayan otobus hatlarini gugillamak,eksi sozlukte digerlerinin bu konudaki anilarini okurken daha az once ogrendigi taktikleri daha once bilmedigi icin,bilse suphesiz gotu kurtaricagini bildigi icin sacini basini yolmak,aklina geldikce sinir sinir sinirlenmek ve 6 ay boyunca durup durup 'o oyle olsaydi,keske boyle yapsaydim' lari dusunup dusunup kendini bir guzel tuketmektir. Ha tabi,GARSON! bir bardak da soguk suyumuz olacakti,onu unutmayalim.
En boktani da, meyvenin icindeki alkol miktarinin bile arttirabildigi o promil denilen gerizekalinin yasal siniri 50 olmakla birlikte, makinada cikan degerimin 51'le sadece ve sadece 1 promil farkli olmasi oldu.
70 olsa 80 olsa canimi yesin,zaten o promile ulasmis olsam ben o arabanin icinde, o direksiyonun basinda olmam. Tamam,ilk kazandigim maasin kalbinden cikarip 600 tlyi bir guzel bayilicam,yapicak bisey yok. AMA EN BOKTAN,EN SOGUK, EN SIKINTILI KIS AYLARINDA ARABASIZ KALICAK OLMAK NEDIR YA?
iste bunu kendime yediremiyorum a dostlar.
halbuki tam da drink responsibly insani gibi ve son derece akli basinda
davranmistim bu gece,nooldu simdi?
sinirimi sabaha sabah tepeme cikarip kendi etrafimda isik hiziyla yediyuzotuzbes tur atmami saglayan soyle de bir anekdot buldum ki, gonul isterdi daha once okumus olsaydim.
hayrini gorunuz,benim gibi dingillerden ders aliniz.
aslinda bu saatten sonra napilabilir,onu dusunuyorum ama,yok heralde bi yolu.
FFFFAK.
türkiye promil sınırı saçmalığı
- neresinden tutsan elde kalan saçmalıktır.
birincisi, bünye farklıdır herkeste, kimi 1 birayla refleks kaybına uğrarken kimi 3 birayla uğrar. ayrıca polislerin üflettikleri promil ölçerin doğru sonuç vermediği 3 hafta önce şöyle bir olayla görüldü:
eve dönüşte çevirmeye girilir, alkol alınalı saatler olduğu için güvenle üflenir: 107 promil! itiraz edilir, tartışılır, hastaneye gidilir.
hastanede doktor gözetiminde üflenir: 35 promil.
bu sefer de polis itiraz eder, kan testi yapılır: 47 promil.
gece sorunsuz biter. e hangisi doğru bu saçma sonuçların şimdi?
refleks testi şart.
ikincisi de, ticari araçlarla ilgili uygulama. bugün doblo, connect gibi araçlar ticari sınıfına girdiği için 1 promil alkol bile ehliyetinizin alınmasına yetiyor. kamyon mu ulan bunlar? bildiğin araba işte. sigara içseniz bile promil çıkıyor. hatta redbul yüzünden 6 promil alkol çıkanı var. google'da bulabilirsiniz.
düzenleme gerek.
edit: alkollü araç kullanmayı savunuyormuşum gibi anlaşılmış, 1 birayla araba sürenlerin de normal değillerse cezalandırılması gerektiğini düşünüyorum. aynı şekilde 2 bira içip refleksleri yerinde olanlar da gereksiz yere cezalandırılmamalı.
27.8.12
cuk kadar tarihi olmasina ragmen "tarihimiz de tarihimiz" diye gecinen anglosakson amerikalilarin, adlarini 'kizilderili' koyduklari, aslinda asil 'native' olan amerikalilari yillarca ordan oraya surmus,agizlarina sicmis,asimile ederken adeta buyuk orgazmlara kosmus olmalarina ragmen sanki yillarca hep beraber sevgi dostluk icinde yasamislar gibi,durup durup "ayyHh kiZiLderiLi moDasiAaa, aaayH puskulleerRr, aayH boncuklaar, ay ne etniiik, hadi saclarimizi orup kafamiza kictuyunden osuruk taci takaliiiim, laa la la laay hakuuna mataataaaa" modalari cikarmalarina sizi bilmem ama,ben kicimla guluyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)