31.8.12

BUSTED.



bir gta degil.

cok sinirliyim.

accaayip sinirliyim.
dun gece arabayla evden cikip kadikoye giden bunyem, meyve suyu, soda vs. niyetine serinletici icecek olarak ictigi 1. birasini bitirir,aradan 40 dakika gecer. bakti muhabbet uzadi,e hadi ikincisini de icer.
3.nun artik ona hayir getirmeyeceginin bilincinde olarak karninda 2 birasiyla,gayet ayik bi sekilde mutlu mutlu sohbetine makarasina kukarasina devam eden bu genc,sapasaglam bi sekilde arabasina binip evine dogru yola cikar. (bu arada kendisinin kucuk bi problemi vardir ki, cantasini degistirdigi ve alelacele ciktigi icin ehliyetini evde unutmustur gerizekali. bunu kadikoye gittginde hatirlar,tabi artik cok gectir, 'neyse' der, 'bisey olmaz heralde.') 
kadikoyden cevreyoluna baglanmak uzere oldugu dakikalarda,fosforlu sari uniformalarin fosforuyla aslan gormus zebraya doner. kafasindan gecen binlerce dusuncenin birinden biri akillica olmayip,ustelik birbirlerine dolasa dolasa gecip kizcagizin apisip kalmis kafasini iyice karistirmaktadirlar.

hamama giren terledigi icin, gotum gotum saga cekilir.

"hanfendi ehliyet ruhsat?" sorusu yavas cekim beyinde yankilanir tabi ki bir yandan.
yok abi. ruhsat var,ehliyet yok. anasini sattigimin ehliyeti yok. evinin kadini oldu ehliyet.
hadi bakalim karakola. hayatinda ilk defa basina boyle bisey gelmis olan, karakol koridorlarini da sadece televizyonlarda gormus olan hanim kizimizin, zaten normal hayatinda tilki zekali,sinsi,uckagitci bir insan istese de olamadigi icin boyle bir durumda zaten ziyadesiyle sapsal davranmasi kacinilmazdir ki, bir de o lanet alete uflemis bulunmustur. ustelik defalarca 'ufleyemiyormus' gibi yapip zaman kazanmis olmasina karsin ilerleyen dakikalarda bi sekilde nasil olduysa yeterli uflemeyi gerceklestirmistir,ve boku da yemistir haliyle.

ceza kagidini alir,erkek arkadasi ve annesiyle pasa pasa evine doner.

bundan sonra yapacagi tek sey isine yarayan otobus hatlarini gugillamak,eksi sozlukte digerlerinin bu konudaki anilarini okurken daha az once ogrendigi taktikleri daha once bilmedigi icin,bilse suphesiz gotu kurtaricagini bildigi icin sacini basini yolmak,aklina geldikce sinir sinir sinirlenmek ve 6 ay boyunca durup durup 'o oyle olsaydi,keske boyle yapsaydim' lari dusunup dusunup kendini bir guzel tuketmektir. Ha tabi,GARSON! bir bardak da soguk suyumuz olacakti,onu unutmayalim.

En boktani da, meyvenin icindeki alkol miktarinin bile arttirabildigi o promil denilen gerizekalinin yasal siniri 50 olmakla birlikte, makinada cikan degerimin 51'le sadece ve sadece 1 promil farkli olmasi oldu.

70 olsa 80 olsa canimi yesin,zaten o promile ulasmis olsam ben o arabanin icinde, o direksiyonun basinda olmam. Tamam,ilk kazandigim maasin kalbinden cikarip 600 tlyi bir guzel bayilicam,yapicak bisey yok. AMA EN BOKTAN,EN SOGUK, EN SIKINTILI KIS AYLARINDA ARABASIZ KALICAK OLMAK NEDIR YA? 
iste bunu kendime yediremiyorum a dostlar.

halbuki tam da drink responsibly insani gibi ve son derece akli basinda 

davranmistim bu gece,nooldu simdi? 



sinirimi sabaha sabah tepeme cikarip kendi etrafimda isik hiziyla yediyuzotuzbes tur atmami saglayan soyle de bir anekdot buldum ki, gonul isterdi daha once okumus olsaydim.

hayrini gorunuz,benim gibi dingillerden ders aliniz.

aslinda bu saatten sonra napilabilir,onu dusunuyorum ama,yok heralde bi yolu.
FFFFAK.


türkiye promil sınırı saçmalığı

  1. neresinden tutsan elde kalan saçmalıktır.

    birincisi, bünye farklıdır herkeste, kimi 1 birayla refleks kaybına uğrarken kimi 3 birayla uğrar. ayrıca polislerin üflettikleri promil ölçerin doğru sonuç vermediği 3 hafta önce şöyle bir olayla görüldü:

    eve dönüşte çevirmeye girilir, alkol alınalı saatler olduğu için güvenle üflenir: 107 promil! itiraz edilir, tartışılır, hastaneye gidilir.

    hastanede doktor gözetiminde üflenir: 35 promil.

    bu sefer de polis itiraz eder, kan testi yapılır: 47 promil.

    gece sorunsuz biter. e hangisi doğru bu saçma sonuçların şimdi?

    refleks testi şart.

    ikincisi de, ticari araçlarla ilgili uygulama. bugün doblo, connect gibi araçlar ticari sınıfına girdiği için 1 promil alkol bile ehliyetinizin alınmasına yetiyor. kamyon mu ulan bunlar? bildiğin araba işte. sigara içseniz bile promil çıkıyor. hatta redbul yüzünden 6 promil alkol çıkanı var. google'da bulabilirsiniz.

    düzenleme gerek.

    edit: alkollü araç kullanmayı savunuyormuşum gibi anlaşılmış, 1 birayla araba sürenlerin de normal değillerse cezalandırılması gerektiğini düşünüyorum. aynı şekilde 2 bira içip refleksleri yerinde olanlar da gereksiz yere cezalandırılmamalı.
    (adriana go go go diyen adam, 09.08.2011 19:53 ~ 20:01)


27.8.12

cuk kadar tarihi olmasina ragmen "tarihimiz de tarihimiz" diye gecinen anglosakson amerikalilarin, adlarini 'kizilderili' koyduklari, aslinda asil 'native' olan amerikalilari yillarca ordan oraya surmus,agizlarina sicmis,asimile ederken adeta buyuk orgazmlara kosmus olmalarina ragmen sanki yillarca hep beraber sevgi dostluk icinde yasamislar gibi,durup durup "ayyHh kiZiLderiLi moDasiAaa, aaayH puskulleerRr, aayH boncuklaar, ay ne etniiik, hadi saclarimizi orup kafamiza kictuyunden osuruk taci takaliiiim, laa la la laay hakuuna mataataaaa" modalari cikarmalarina sizi bilmem ama,ben kicimla guluyorum.

23.1.12

bazı sevgililer ölümcül komikti,bazıları delirtircesine bayık.
bazısı saatlerce boşluğa baksa sıkılmayacak kadar boştu,dingildi,bazısı cin gibi,fıldır fıldırdı,hayranlık uyandırırdı.
bazısı kıskançlığından götünden çatlıycak gibiydi,bazısı konuşmasa da huzur verirdi, ve anlayışlıydı çok.
bazısı ayrılmazdı kıçın dibinden,bazısı nefes aldırır,özletirdi de hatta.
tipsizdi bazısı; şu şeytan tüylülerden,bazısına bak bak doyulmazdı.
ama dönüp bakınca,ağızlarına birer tane vurasım gelir her birinin.
yapacak bişey yok,valla yok.

şaka lan şaka,gel öpiyim.
üstüne alınma burayı okuyosan,hepiniz iyi çocuklardınız sonuçta.
benim de boyum kısa yani.
ehehe.

19.10.11

aynı perspektifte bulunan şeylerin birbirlerinin bütünüymüş gibi görünmesini çok seviyorum.o anı ve o sahneyi dondurup,özel bişey yapıyo benim için.
kafa mı karıştırdı? anlatayım.
mesela oturuyorum di mi.tam karşı açımda bi kız var mesela.göremiyorum ellerini.saklamış galiba.gövdesi var masada sadece.tam arkasında, aynı hizadaki masada,sahibini göremediğim bi el var.o el tempo tutuyo masada.yüzünü gördüğüm kızın suratındaki bıkkınlık dolu ifadenin o el hareketini öyle neşeyle yapması imkansız,ama genele bakıyorum,yapıyo işte düpedüz,orada.
gülüyorum öyle zamanlarda.çok saçma çünkü.
seviyorum ama.
eğer ben de birilerinin gözünde böyle saçma sahnelere kurban gidiyosam ne güzel.bilmek isterdim.aslında istemezdim,büyüsü kaçmasın.evet.
bi örneğim ve bi çok örneğim daha var.
bi adam,yaşlı.yüzü uzun ve çökmüş bi yüz.tam olarak profilden görmüyorum adamın yüzünü.4'te 1'ini görüyorum,şakaklarını ve kulaklarını sadece.adamın kafasının arkasında annesinin kucağında bi bebek.bebeğin durduğu yer adamın kafasına o kadar denk geliyo ki.ve tam tamına profilden görüyorum bebeği.net bi bebek yüzü,bütün hatlarıyla.bi bebek alnı ve burnu işte.ve tam o yaşlı adamın şakaklarından hemen sonra başlıyo.bulundukları planlar arka arkaya,ama aynı yüzün içindeler.aynı yüze sahipler yani.buna da çok gülmüştüm.fotoğrafı olabilir bile bi yerlerde.dali müzesindeydim.düşünün yani,hem dali müzesindeyim,beynim yeterince sürreal yağmurlarla yıkanmış,üstüne bi de böyle saçma şeylerle uğraşıyorum.göz işte,görüyo.napiyim.
ama gördüğüm bişey beni tersi bi şekilde şaşırttı geçen gün.
adamın biri aşağı doğru bakıyodu.alnından resmen fönlü bi kadın perçemi aşağı doğru uzanıyodu.
yine aynı şey oldu diye düşünüp yaklaştım adama doğru.yaklaştım sonra.
adamın arkasında bi kadın aradım.yoktu.o perçem adamın perçemiymiş.adamın saç kesimine mi,beynimin ve gözümün haşnafişnelere dalıp benle dalga geçmesine mi güleyim bilemedim,ama sonuç aynı oldu: güldüm.

8.8.11

anladik hepiniz tumblrci ciktiniz.

2.8.11

kodluyorum:

her iki tarafın da korkunç derecede ciddi olmaya kastığı danışma hattı konuşmalarında sıkça gerek duyulan 'kodlama' mevzusu baya can yakıyor.
hele ki her insan, -mesela- 'bukalemun' kelimesini acayip havalı ve sakin bi tavırla 'hmm evet balıkesiir-urfaa-kırklarelii-adanaa-lüleburgaaz-edirnee-muğlaa-urfaa-niğdee' şeklinde kodlayacak yeteneğe sahip olamayabiliyor.
ben bu konuda fena değilim,giderim ortalama üstünde,arada bi parazit olabiliyor ama neyse ki kadı kızı diye bişey var.
geçen gün uçak rezervasyonu için telefon görüşmesi yaparken gayet havalıydım ki,e harfinde duraksadım bi,sonra 'ğğııığğğ...ESKİŞEHİR!' diyerek sevindim. 'oh' dedim.
ama ne yazık ki aklıma ilk 'ediz hun' geldiydi.
neden ediz hun ama.
söyleseydim de,kadınla karşılıklı geyiğe sarsaydık.eğlence çıkardı ona da yavrum.bütün gün en ciddi ses tonunu takınmaya çalışıp kendini paralayan ama özel hayatında sevgilisine en sivrisinek sesiyle bırbırbırbırbır söylenen bi hatun olma ihtimali yüksek olduğunu varsayıyorum.her neyse.
sonuç olarak kıvrandım kıvrandım,ve ediz hun diyemedim.diyemezdim.
çok ayıp.karizma çiziyo bi kere o kodlamayı yapamamak.
enginar falan desen de olmaz. adana-mersin-zonguldak-lüleburgaz-enginar-kalorifer-izmit-montauk-denizanası-izlanda şeklinde bi kodlamaya girdiğimi düşünsene.
ya da neden bu ciddiyet türkiye şehirleriyle sınırlı mesela?
bence kalkıp lüleburgaz yerine lüksemburg,gaziantep yerine göteborg,kırklareli yerine kankun,zonguldak yerine zimbabwe falan diyemezsin.ya da adın jaleyse jamaika mı diyceksin,j harfiyle şehir yok ki amk. olsa olsa jeton dersin.hele ki altı üstü bi jale adı için 'jinekolog'la başlansa tadından yenmez.
saçmasapan işler.tabi maksat eğlenceyse,ben çok rahat olurdum.
kodlamadık ne lemur bırakırdım,ne sosyete mantısı,ne bukalemun,ne de şimendifer.

ama gel gör ki,ediz hun'da takıldım.eskişehirin gözünü seveyim.

daha önceki yazılarımda bolca anlattığım akıllara zarar bi arkadaşım var biliyosunuz.
hani şu kozalaklara kafa yoran,bakire insan sıkıcıdır diyen,yer yer şapşallığını gizlemeyen kişi.
kendisi fena durumda.zira en son ceyhan'a ceyhun,ve u harfinde şehir bulamayınca uskumru dedi..
hayır,uskumru demedi,aynen benim ediz hun vakası gibi o da uskumruyla kıvrandı,karşımda thom yorke'tan esinlenilmiş hareketlerle karışık (http://www.youtube.com/watch?v=cfOa1a8hYP8) 'kaka tutma' pozlarına girerek 'u' harfiyle bi şehir adı istedi, ben de çok soğukkanlı,pardon 'kuul' bi şekilde 'URFA.' dedim.
kendi bulmuş gibi sevindi.

ve sonsuza kadar çok mutlu yaşadık.


-bu arada,o videonun altında bi yorum gözüme çarptı:
My computer said "Let's listen to some Radiohead." I said "OK Computer"
canım ya.

24.6.11

acı yok raki.

kainat benimle dalga da değil,baya taşak hatta taşşşşşak geçiyor.
yani bu artık bişeylerin en üst noktası.
kem göze fiş midir nedir,ondan istiyorum.
tabi iş işten geçti,şu saatten sonra kime fiş,kime şiş,diş,çiş fark yapmeeyor.

bildiğiniz ya da bilmediğiniz üzere 6 aya yakın süredir new yorktayım.
bu koca zaman diliminde çok konser afişi gördüm,çok 'oha gidijeeeem' dedim,ama bi tek buna bilet almak kısmet oldu. hem de böyle 'hölölölölö' diye.
bahsettiğim konser eddie vedder konseri.üstüne,bu olay bana daha çok acı versin diye, special guest: glen hansard lan. haziranın 21-22si şeklindeydi program.
kara gün ayın 22siydi.
böyle adamlar gayet elele tutuşup çıkıcaklardı,ben de eblek eblek izliycektim,bi heycan vardı falan.
böyle metroyla nası gidiliyo onu keşfettim oturup,iyiydi yani.
'beacon theatre nerdeeğ,iiişte ordaağ' şeklinde böyle paytakpaytak gittim kapıya.
biletimi çıkardım falan,havalıyım böyle.afişin fotoğrafını çekiyorum,neden,e feysbuka koyucam hava atıcam falan.kem gözlere daha da yem olsun diye.
tabi yem olan ben oldum böyle 'DADADADANN' diye.
biletimi uzattım,kadın bana ''oh, this ticket is for july 21'' dedi.o an istedim ki ingilizceyi yeni öğreniyo olayım,yanlış anlamış olayım falan. tabi bu düşüncelerle birlikte kaynar sular geldi default olarak.bilmiyorum,sürekli flashback yaşıyorum o ana,o kadar tatsız ki,o kadar olabilir.
o kapıdan geri çıkışım,güvenliklere teker teker abanışım,'bişey yapılamaz mı' çırpınışlarım.
olmadı, olamadı.
yani nası tarif edeyim bilmiyorum hakkaten.
ulan topu topu iki üç insana söyledim,bu kadar mı göz vardı bu kadar mı nefret dolu düşüncelere maruz kaldım anlamadım ki.
valla lanetlendim bişey oldu orda.
işin komik tarafı,kendimi her nedense ayın 22sine odakladım ve bileti çıkarıp bi kere bakmadım emin olmak için.hakkaten bilmiyorum nası olabildi.
parayı falan siktir ettim,hadi belki eddie vedder konseri bi şekilde bi yerde bi daha yakalayabilirim,ama glen hansardla birlikte olması ciğerimi söktü attı,öyle bişey.
ıssız adama bağladım,sokakta yürüyorum boş boş falan.arkadaşımı aradım,'her şeyde bi hayır vardır naapalım' yorumunu ikinci bi ağızdan da duyayım da azıcık sus serpilsin içime diye.
serpilicek su mu kaldı anasını satıyım,az önce yeterince su tarafından haşlandım zaten cayırcayır.
laf işte.
çıkıp yürürken central parkın batı kapısının önünden geçiyodum,girip dolaşıyım dedim.tam strawberry fields bölgesinin girişiymiş meğersem.bi süreliğine beatles kafasına girince acıyı unutur gibi oldum,hafiften yağmur çiseledi sonra.
ay hala çok mutsuzum,inanılır gibi değil.
size de eğlence çıktı,okudunuz falan.
belki de 'oh' dediniz,'iyi olmuş eheh-eheh'
aferin.
yandı lan,yandı bilet,kül oldu tağam mı evet.gidemedim de göremedim de bi bok.
inşallah yangın falan çıkmıştır konserde.
ay kimseyi istemiyorum.
gidin başımdan hepiniz yea.

ha,bu olayın akşamında sevgili geldi.
ama yine de içime oturan kalkmadı hiç bi türlü.

not:sesi güzel ya da müzikal yetenekli sevgili bulmayın,sonra böyle bi durumda oturup acımadan bin saat pearl jam playlisti patlatıyo,durmaksızın,üstelik çok güzel eddie vedder sesi yapıyo,sus da diyemiyosun,iyice mal oluyosun.
söyliyim dedim.
ay ağlıycam,valla.
silin lan hafızamı.