7.11.10

sanane dümbük.

yok yok,taksicinin de aklı başındasına denk geliceksin.
ya yolu sorucak,ya geyik yapıcak,ya da susucak.
öyle etliye sütlüye karışan, hayat hikayeni soran,en harikası da hesap soranları var.
canın o kadar sıkılıyosa al iki inek,pattiz soğan ek,farmville tadında hayatın olsun,sen de huzur bul ben de.

dün gece altunizade'de otobüsten indim,
aradaki yoldan beylerbeyine iniliyo,ordan inmek için taksiye bindim.
biraz gittik falan,sonra adam bana überklişe taksici 'yanlış anlamayın bağyan'ıyla başlayan soru cümlesini yöneltti.sesinin tınısında içindeki akp tutkusunu hissettim adeta.
' benim de iki kızım var ünüversidede,ben valla salmam onları bu saatte,yağni insan korkiyur yağni,yağni yağnış anlamağyın yağni.sizin aileniz yağni...eheheh,valla nasıl oliyur yağni,bu saatte beyle,eheh.
NE VARMIŞ LAN AİLEMDE HIYAR?
diye atlayasım geldi,yani atlardım,tabi hıyar demezdim de,ama yine de yapamadım 'yağni'.
hanımkız tonlamasıyla,'bizim öyle problemlerimiz yok,ihi ihi,yani benim arkadaş çevrem bu saatte çıkıyor,sizin kızlarınki o saatte çıkmıyomuş demekki ihi ihi.dedim.çıksalardı görürdün ebenin damını,dua et o kızların sümsük arkadaşlarına diyemedim tabi.kızların adı da kesin kübra,büşra,sümeyye,gülsüm falandır.bak bu dörtlüden en az ikisi her iddiasına girerim.hadi belki ayşe,esma falan bi de.neyse.
ya böyle densizlere güzel laf yapıştırasım geliyo çok,sonra diyorum değmez uğraşmaya.gerçi herif atarlı insana denk gelse,'sanane lan' la karşılaşsa afedersiniz der susar,öyle de kibarlar.napcak,arabadan mı atıcak.
okuyo musun dedi sonra,evet dedim,nerde dedi,dedim itüde.
bölümümü sorsa moda tasarımı demezdim,kıl olurdu iyice,şaptan şeker mertebesine geçer,iyice zilli sıfatına bürünürdüm böylece.yoo aslında söylerdim bence,daha güzel.kendimle çelişmekten insanlara cevap yetiştiremiyorum bi de ben bazen,böyle bi insanım.
neyse ki yol çok uzun sürmedi,sağda ineyim dedim,kurtuldum.
bunları okuyan bi taksici varsa,ya susun ya da geyik yapın olum.
haydin kristensın.

6.11.10

mikser.neşter.

bizim evde hamurişi pek yapılmaz.otluyoruz etliyoruz genelde.
annemin de senelerdir sağdan soldan aldığı tariflerin olduğu bi defter var.bazen işe yarıyo.
yapmayı unutmuş oluyo falan çoğunlukla.
misafir gelicekti bugün.dedi ki 'hadi elmalı kurabiye yapıyım bari'.
deftere baktı,yok tarif.açtı interneti,öğrendi ordan.
beni çağırdı sonra,yaz şunu deftere diye.
yazdım.
kurabiyeyi de yaptı.yedik,güzeldi de baya.

yalnız annem bi süre sonra şunu itiraf etti: -ya ben buna yumurta koymadım ama biliyo musun.
-aa neden?
-çok yukarı yazmışsın yumurtayı.

boynum bükük kalakaldım.

ve hiç gecikmeden kafamda şu belirdi:
en yakın sınavda birinci soruyu cevaplamayıp,hoca nedenini sorduğunda,'çok yukarı yazmışsınız hocam' diycem.


2.11.10

mutsuzum lan baya.

31.10.10

bazen rüyalarımı hatırlıyorum.

mfö'den mazhar ve özkan var,fuat yok.konser öncesi prova yapıyolar,ben de yanlarındayım,arkadaşmışız biz.çalıyo bunlar işte.sonra ben soruyorum 'fuat nerde ya?' mazhar çok atarlı,diyo ki 'yeaaa bıraksana onu yeaa.' olur mu ya diyorum,yılların mfö'süsünüz siz.'emeföö ne ya' diyo mazhar yine,öyle zampara isim mi olur.(ne alaka zampara ama) fuatın arkasından konuşuyo ikisi de,diyolar ki muhallebi çocuğu.biz artık daha sert çalıcaz.mazhar dar siyah tişört falan giymiş abi,dikenli bileklikler.triplerdeler böyle,metalci takılıcaklar belli.'ee nolucak şimdi koskoca mfö?' diye soruyorum.mazhar bütün ciddiyetini takınıyor ve, 'MÖ olucak' diyor.sonra 'biuuuv' diye öttürüyor gitarı ve özkan brutalden giriyor.evet aynen böyleydi.

ayriyetten:
by hüseyin boz
kehkeh.

10.10.10

sonbahar ne güzel.aşk falan.şu an ayak altında dolaşan,soğuk gecede sarılıp uyuyacak sıcacık,şişko,sarman bir kedi.suluboya fırçasıyla gelişigüzel toplanmış 'ev saçı'.elimi kağıt kesti ama,olsun.

3.10.10

yakında küçük melankoli defterimden alıntılar ve sonbahar ruhuyla karşınızda oliciğim.sevgiler.

-
-önce eriği yedim yıkamadan,sonra fırça anneden.

-geçen gün otobüs şöförüne şaka mısın abi!!? diye bağırdım kapıyı üstüme kapattı diye.kulağımda kulaklık vardı,bişeyler söyledi ama duymadım.ne dedi kim bilir.

-eylül ve ekim'i hep karıştırıyorum.

-bana 'aaa bilmemkim senin arkadaşınmıış,beni tanıştırsana,ya da bana ayarlasana demeyin.öyle bişeyin olmayacağını biliyosunuz.arsız gibi 'ekler misiniz' naparsınız yapın,konuşun.bana ilişmeyin.

-okuldan eve dönüşlerde çok yalnızım,hele kışın daha bi melankolik.o yağmurlu camlar,kış müzikleri kafası,trafik ve insanı aptala çeviren,kafanı taşıyamama,düşürüp durma uykusu.bi de içerdekilerin hapşurukları vasıtasıyla yaydığı virüslere karşın açılamayan camların hüznü falan.

-bütün harçlığım şu lanet olası marker'lara gidiyor.sonra bi de kumaşçıda o marker'ların muhteşem renklerine denk düşen renkte kumaş bulmaya çalışıp bulamıyor,sinirleniyorum. beklentilerimi tavan seviyesine taşıyor şerefsizler.ama gel gör ki sürreal kumaşlar aradığım yer eminönü.işportalar,martı eti dönerciler falan.ironiler silsilesi dünya.

-ne okuduğumu soran taksici 'moda okuyorum' cevabım üstüne kalbime saplanan şu soruyu sordu, 'sen şimdi şu cemil ipekçi gibi falan mı olacaksın?'
'yok,onun gibi değil de..' diyip yutkundum ve sustum.

-şu formspring çok çılgın platform.