Calisan insan olmaya baslayinca 9'a kadar uyumak luks geliyor, oyle bir ukalalikla uyandim, sanirsin ropdosambrimi giyip kendime kristal bufeden bir sabah viskisi dolduracagim, oyle bir havalilik bohemlik. Nihayetinde ustumde yoga tayti ve eski bir tisort var.
Bir duble turk kahvesi yapip muzigi actim, gene shuffle'dan ne cikacak oyunu oynuyorum.
Dedim ki bu sarki bu sene icin bana gelsin. Gelene bak sen.
Aerosmith- Dream On.
"The past is gone, it all went by like dusk to dawn, isn't that the way? Everybody's got their dues in life to pay.."
"LIVED & LEARNED from fools and from sages, you know it's true-all these things come back to you..."
ve
"YOU GOT TO LOSE TO KNOW HOW TO WIN" burayi sprey boyayla duvara yazmak istiyorum
-ergenlikten cikamamisti-
Bu yil inanilmaz buyudugumu hissediyorum. evet 40-50 yasimdaki ben ilerde bunu okuyunca kiciyla gulucek, zaten hic suphe yok ki seneye de 28 olunca "ben oldum ya tamam baya iyiyim" diye bidi bidi edicem ve 28 27'den daha havali gelicek, aynen su anda 27 26'dan daha havali oldugu gibi. Ama zaten insan bu tatavayi cocukluktan beri yasamiyor mu, 15 yasinda kendinizi cok buyumus cok akilli ve yakin cevre teyzelerinin soyleyip durdugu gibi "ayyy tam bir genc kiz" gibi hissediyor, 18'e gelince gelisimini tamamlayip superler superi bir insan olacagini saniyorsun. Sonra bakmissin 27 olmussun da 25 yasindaki sen donup bi bakinca sana acayip gerizekali geliyor.
Sonuc olarak, biz daha iyisini yapana kadar en iyisi bu.
Buhranlar, kendini sorgulamalar, sorgulamalar, sorgulamalar, bi milyon ozelestiri, kendi kendine durmadan konusmalar ve yazabildigin kadarini yazip kendini daha somut sekilde dinlemeler...
Derken- neyse artik su asure gibi karisik yili bitirebilir miyiz lutfen?
Ruzgarli egolu kisisel bulutumun icinden cikacak olursak, dunya icin de zor bir yildi tabi.
31 Aralik bugun, bu gece millet eglenirken bir yerlerde bomba patlayip facia olmus olarak baslayan bir yil olmazsa, guzel bir donusume girilecegine inaniyorum ben. Hislerim kuvvetlidir, ve boyle biraz da tarifi zor agirlik-hafiflik karisimi, hem cok bilgece hem de cok naif bir his kombinasyonu barindiriyorum icimde bu yila karsi. Sadece ben soylemiyorum, enerji&evren konulu bir suru yerde de bahsediliyor bunlardan. Patlama oncesi buyuk gerilim, gerilim, gerilim ve BUM! sonrasinda ortaligin bir toz ortusuyle kaplanmasi gibi (patlama sozcugu artik lugattan ciksin istiyorum, ama kullanacak baska kelime yoktu suan, belki de biraz 2016'nin ozeti ve "tamam kardesim kapatiyoruz hadi" dercesine kullanmis olayim)
ne diyorduk..toz ortusu ve kalintilar. evet.
Ince bir sakinlik ve bosluk hissi sonra, which is 1 ocak - tam da oyle degil midir 1 ocaklar?
Sakinlik ve ince bir peri tozu saracak ortaligi, kalintilarla birlikte. Kalintilar hemen gitmeyecek ortaliktan, ama gidecekler illa ki.
Boyle soyut cumlelerle romantik bir hava betimliyorum su an,ama ne yazik ki
hislerimden biri de bu gece ile ilgili patlama hissi. Korku ve suphe duyuyorum.
Umarim gercek olmaz, olursa cok uzulecegim ama icimde bir sey bir yerden cekistirip surekli bunu soyluyor. Madem hissediyorum, buraya yazmis olayim.
Ama tekrar ediyorum: nolur gercek olmasin.
Patlamalar zihnimizde, yaraticiligimizda, fikirlerimizde, coskumuzda olsun,
Duydugumuz ve yasadigimiz patlamalar yalnizca sevgi, mutluluk ve huzur patlamalari olsun.
Bir daha patlama kelimesini kullanmayacagim.
Hersey guzel olsun, sonra gorusuruz!
31.12.16
29.8.16
Bir adhd olarak oda toplama.
Bazi seyler hic degismez derler.
Hepimizin hayatlarinda oldugu gibi, benim de degismeyen onlarca seyimden biri de "oda toplamak". Son 2 senedir yalniz yasadigimdan dolayi bunun "ev toplama"ya donusup daha korkunc bir hale terfi ettigini yadsiyamam tabi ki. Guzel taraflari yok degil kendi evin olmasinin, 4 duvar icinde minik bir odaya nazaran daha az kafayi yedirttigi bir gercek, ama daha fazla alan, daha fazla dikkat daginikligi demek, daha fazla "aa bidakka yaa su da vardi", onu dedigin anda "ooo yok yok bu da vardi" demek, hele bir de ADHD denen meretle ic ice yasiyorsaniz. (Konunun nereye gidecegini coktan anlamis olan muhtemelen ayni dert havuzunda yuzdugumuz kisiler, size "çliinngg" efektli bir goz kirpmasi gonderdim, artik dansa baslayabiliriz)
Yeni baslayanlar icin: Attention Deficit Hyperactivity Disorder yani Dikkat Eksikligi ve Hiperaktivite Bozuklugu.(bi dakka ya, sensin bozuk!) Daha fazla merak ediyorsaniz Google sizi butun sevecenligiyle kucaklayacaktir.
Yasi ileri buyuklerimiz derler ya: "amaan, eskiden yaramaz cocuga yaramaz denirdi"; poposuna iki saplak atilir, azcik aglatilir odasina kapatilip yaptiklarini dusunmesi istenir, yola devam edilirdi. Hiperaktif gibi Turkce olmayan kelimeler sonradan cikarildi. Oyle donup irdeleyince de 'yaramaz'in gercekten daha da sacma oldugunu farkediyorum , neden yaramiyor, kime yaramiyor, baska kelime yok muydu? diye sorular soruyorum ama, simdilik oraya girmesek daha iyi.
Ben bu yaziya basladigimda ne dusunuyordum? Ev toplama mucadelesini. Peki ne zaman yazmaya basladim? Ev toplarken kafamin icinde cok fazla kendi kendime konusmaya basladigimi farkedip "hadi biraz yazayim bari" dedigimde. Isi yarim birakip yazmaya koyuldum. An itibariyle yazinin ortalarina yaklasirken, yazmayi hunharca, afedersiniz bok gibi birakip yaptigim ise devam etmeye gitmek istiyorum. Bu durumda hangisi gercekten yaptigim is oluyor? Tanrim havuz problemi gibi. Havuz problemi demisken, gecen sene bu dikkat daginikligi muhabbetine ragmen ALES'e hazirlanip canavar gibi mantik sorulari cozmustum, insan geriye donup bakinca "vay be" diyor. Zira o kadar katakullili mantik denklemlerini kendi hayatima uyarlayamam, zaten hic gerekli degil.
Biriniz lutfen elimden tutup ceker misiniz su konu basligindan uzaklasmadan? Tesekkurler.
Eskilerin yaramaz cocuk dedigi olayin adhd odakli bir baska versiyonu benim cocuklugumda simdi verecegim ornek uzerinden islemistir.
Babam hep amcali-teyzeli ortamlarda benden ve "enteresanliklarimdan" bahsederken, "bu cocuk hep odasini toplar hic bitmez o oda hohoho" seklinde ifadeler kullanirdi. Konuyu biraz daha acacak bir ornek yine babamdan geliyor: (bu arada babamin sesini gercekten duyabilseniz daha komik olurdu, zira kendisi cok karakteristik bir sese sahiptir) "Cok enteresan ya hohoho. Bu cocuga dersin kizim icerden makasi getirir misin, gider abi bu cocuk, 10 dakika ortada yok. 10 dakika sonra gelir elinde kalem ve defterle. Kizim makasa nooldu? Aaa makaaas! Hohoho bu cocuk boyle ya."
Evet, tabi , hohoho.
Cunku cocugun dikkati dagiliyor!
Cekmece mi duzenlenecek?
Aaaa bu cekmecede bu defter mi varmis? Acilir, okunmaya baslanir, o ana gidilir, hayal kurulur, istanbul'dan girer papua yeni gine'den cikarsin falan.
Aaaaa burda boyle bi kolye mi varmis? Ama zinciri kopmus, tamir edeyim..
Su cekmece iki dakika beklesin de, gidip o arada odevimi yapayim.
...
Odev su kenarda dursun ya, ben en iyisi cizim yapayim...
Aaaa, cekmece?!
...
Ve liste uzar gider.
Sormadilar ki "nen var kuzum senin?" diye. "Eydieyçdiim var sanirim baba" mi diyecektim zaten o yasta? ADHD nedir sence diye sorsan havali bir rock grubu ismi oldugunu dusunurdum, AC/DC varsa ADHD neden olmasindi zaten degil mi?
Gel zaman git zaman ben boyle "dalgin bu cocuk hohoho cok tatli"larla buyudum.
Zaten benim buyutuldugum mentalite de aslinda cok harika olmakla birlikte, gercek dunyanin zalimligiyle aslinda hunharca catisiyordu. "Bu cocuk kendi olsun, yarismasin baskalariyla, istemedigi isi yapmasin, kendini ozgurce bulsun" diye buyutuldum ben, o yuzden bu dalginliklarim ebeveynlerimi panige ugratmadi. Sevimliydi, enteresandi, "bu cocuk boyle"ydi, ya da her neyse iste.
Sonra baktim bi dakka ya, galiba buyuyorum. Neee? 26 mi? 18 yasina geleyim diye debeleniyordum ben en son? 8 yil mi? 30 yasa 4 yil mi? (Turkce dublaj girtlakli cadaloz kadin sesiyle: Aman tanrim! Lanet olsun!)
90lilar olarak (hadi 89-91'liler uzulmeyin sizi de alalim) yetiskin oldugumuzu kanirta kanirta kavradigimiz su son 2-3 yilda benim yasadiklarimin bir kismi bu ADHD hikayesiyle yuzlesmemdir, nasil 'kendim olmama' son derece izin verilen bir aileden aslinda tam tersini isteyen gercek dunyaya atlayisim, 'comfort zone' dedikleri bolgeyi terkedisimdir.
Onceden beni okuyanlar bilir, bir de New York macerasi gecirdim ben 3 yil.
Concrete Jungle derler, ve daha dogru bir tanimlama olamaz.
Oysa ki ben cocuklugumdan beri kendi jungle'imda yasiyordum zaten, ve bu son derece renkli, gevsek, tropik bir jungle'di.
Hic alistirma falan olmadan, paldir kuldur 'beton' versiyonuna gecmek cilginca oldu.
Ama oldurmeyen sey guclendiriyordu degil mi? Yes, indeed. Hem de nasil indeed.
Dikkatim inanilmaz dagiliyordu, ormanda kelebek kovalayan Simba gibiydim ama turp gibi mezun oldum, uzerine de staj yaptim ve calistim, kendi kendime coookkk konustum ama coook, cok yazdim (yazdiysan nerdeydin o zaman diyeceksiniz, o donem deftere yazasim gelmis iste) cok baktim cok gordum cok dusundum ve hala bitmemistir New York benim icin, gitsem yine bastan baslarim hic birsey olmamis gibi. Tabi bu sefer daha bilincli ve guclu. Cunku ne diyordum, guclendim ve buyudum orada kendi basima. Eminim bir sonraki sefer bambaska olacaktir.
Abi bir dakika...
Ben ev toplama diye baslamistim degil mi?
ANLADINIZ MI SIMDI?
Of kapatiyorum ya.
28.4.14
Dildar.
Danville' deyim.
New York'a 5 saat uzaklikta. Temiz hava ve sessizlikten surekli uykum geliyor. Bilincim korkunc acik. Harika. Dun gece bahcede ates yaktik, tek bir isik yoktu, ay yoktu, bulutlar yoktu, gurultu yoktu, etrafta geyiklerden kuslardan ve ormandaki baska diger hayvanlardan baska hic bir canli ve bizden baska insan yoktu. Yildizlar agzimiza burnumuza girecek gibi, geri kalan her sey zifiri karanlik, fonda Echoes. Kadifeye gomulmus pirlantalardan farki olmayan bir gokyuzunun altinda ayaklarimizin buz kesmesine uzun bir sure aldirmadik. Lacivertlere siyahlara indigolara yeniden asik oldum tekrardan.
Gordugum seyler oyle seylerdi ki ustelik, ne fotografi cekilebilir ne resmi yapilabilir. Yapmasina yaparim, ama adi "ne karanlik bi resim" olur. Ben dahil kimse goremez aslinda ne kadar aydinlik oldugunu oranin. "ya icindesindir ya da tamamen disinda" olan seylerden biri. Sadece zihinde kalir, ama yine de hic bir zaman icinde oldugun, gozunle gordugun gibi olmaz. Boyle seylerden dolayi fotograf cekmeyi eskisi kadar sevmiyor olabilirim belki, sogudum, biseyler oldu, bilmiyorum.
Dijital cekilip copluk olanlara hele korkunc uzagim. Guzel degil bunu soylemek ama boyle oldu.
Anlarin kendisine odaklanip hafizama kazimak yeni favorim. Ve belki bir kac polaroid, bir kac sarki ismi. Her zaman yetmese de birazcik. Anilari biriktirmek hem cok tatli, hem cok yogun, hem de huzunlu hisler barindiran bir hareket. Kansas'in Dust in the wind sarkisindaki gibi "I close my eyes only for a moment, and the moment's gone.." Nefes aldim-verdim bitti, gozumu kapadim actim bitti, elimi cirptim bitti, guldum bitti agladim bitti, dusundum yaptim soyledim bitti, gittim geldim konustum sustum uyudum uyandim sevdim unuttum hepsi bitti.
"Yasadim bitti" demeye firsatim olacak sekilde olmeyi istiyorum. Gulumseyerek, saclarim bembeyaz ama maviye boyanmis, yuzum yeterince kirismis olarak olmeyi. "Yaslanmak istemiyorum yea" diyen gerizekalilardan olmak istemiyorum, erken olumu tarif ediyosun oyle. Cok yakin bir ornegim var, teyzem. Ben onu tanimadim, ama hep oyle dermis, babam anlatir. Sacina muhtemelen tek bir beyaz bile dusmemisti oldugunde, yuzunde belki 30larin ilk kirisiklik belirtileri. Yolun yarisina gelmesine 1 yil kalmis. Ben 1 yasindaymisim. Ona cok benziyormusum oyle diyor babam. Sanatci ruhlu, sakin, unutkan ve bazen umursamaz, kotulugunden degil ama, oyleymis iste sadece.
Ilginctir ki, ailede onu gormeyen tek insan benim, ama onu en cok ben aniyor gibiyim, sanki birlikte cok fazla animiz olmuscasina. Giysilerini giyip takilarini takiyorum, "Kalbim Ege'de kaldi" sarkisinda hep onu dusunup gozlerimin dolmasina izin veriyorum, Izmir'de yatiyor cunku. 70'lerin disco fever hallerinden esinlenip oyle giyindigimde onu da tam o zamanlarda o suslu halleriyle gozumun onune getirip gulumsuyorum, fotograflarda o kadar guzel, hep guzel ki. Kocaman gulen kirmizi dudaklari var hep, boynuna bir dizi inci olarak yansiyan guzel beyaz disleri, arada ayna varmiscasina. Ne guzel giyinirmis, cogunu da kendi dikermis hep. Bikarmis o da benim gibi, tegelleyip birakir, oyle de giyer cikarmis disari. Sahane kadin. Dusunuyorum da, birak ailesini, kendi bile bilmemis kendi degerini. Hayatta keske demekten israrla kacarim, ama Dildar'i gorebilmek hep bir keske'dir, muhtemelen oyle kalacak. Annemle babamin ayriliginin uzerinde bile bu kadar durmadim. Enteresan.
Ama su guzeller guzeli kadin yok mu, bi aklima gelince hep bi "ciz" olur her seferinde. Eh be Dildar, olsaydin da kendin gibi guzel evine, cicekli porselen fincanlarinda cay icmeye, guzele vuran aksam gunesinde oturmaya, Izmir'i koklamaya kendin gibi guzel, cicekli, bohem balkonundan, "yeter ben teyzeme gidiyorum" diyip gelseydim. Derdimi anlatmaya, sesini duymaya, icip icip gulmeye mesela, pikaptan sarkilar dinlemeye, Dildar'a gelseydim.
Gittigin yerde hep mutlu ol, "gullerin icinden canim, kosarak kosara gel"emesen de orada kendine benzeyen gullerin icinde kosuyor, sarki soyluyor, rengarenk eteklerini elbiselerini ucusturuyor ol, Dildar.
Resmi birakma hic, beni ciz gonder, goreyim oradan nasil goruyorsun beni. Ben uyurken gel, bir seyler soyle git illa gitmen gerekiyorsa.
Ben seni hic gormeden cok ozluyorum.
Gorunuse gore bir Ataturk, bir de sen, Dildar.
New York'a 5 saat uzaklikta. Temiz hava ve sessizlikten surekli uykum geliyor. Bilincim korkunc acik. Harika. Dun gece bahcede ates yaktik, tek bir isik yoktu, ay yoktu, bulutlar yoktu, gurultu yoktu, etrafta geyiklerden kuslardan ve ormandaki baska diger hayvanlardan baska hic bir canli ve bizden baska insan yoktu. Yildizlar agzimiza burnumuza girecek gibi, geri kalan her sey zifiri karanlik, fonda Echoes. Kadifeye gomulmus pirlantalardan farki olmayan bir gokyuzunun altinda ayaklarimizin buz kesmesine uzun bir sure aldirmadik. Lacivertlere siyahlara indigolara yeniden asik oldum tekrardan.
Gordugum seyler oyle seylerdi ki ustelik, ne fotografi cekilebilir ne resmi yapilabilir. Yapmasina yaparim, ama adi "ne karanlik bi resim" olur. Ben dahil kimse goremez aslinda ne kadar aydinlik oldugunu oranin. "ya icindesindir ya da tamamen disinda" olan seylerden biri. Sadece zihinde kalir, ama yine de hic bir zaman icinde oldugun, gozunle gordugun gibi olmaz. Boyle seylerden dolayi fotograf cekmeyi eskisi kadar sevmiyor olabilirim belki, sogudum, biseyler oldu, bilmiyorum.
Dijital cekilip copluk olanlara hele korkunc uzagim. Guzel degil bunu soylemek ama boyle oldu.
Anlarin kendisine odaklanip hafizama kazimak yeni favorim. Ve belki bir kac polaroid, bir kac sarki ismi. Her zaman yetmese de birazcik. Anilari biriktirmek hem cok tatli, hem cok yogun, hem de huzunlu hisler barindiran bir hareket. Kansas'in Dust in the wind sarkisindaki gibi "I close my eyes only for a moment, and the moment's gone.." Nefes aldim-verdim bitti, gozumu kapadim actim bitti, elimi cirptim bitti, guldum bitti agladim bitti, dusundum yaptim soyledim bitti, gittim geldim konustum sustum uyudum uyandim sevdim unuttum hepsi bitti.
"Yasadim bitti" demeye firsatim olacak sekilde olmeyi istiyorum. Gulumseyerek, saclarim bembeyaz ama maviye boyanmis, yuzum yeterince kirismis olarak olmeyi. "Yaslanmak istemiyorum yea" diyen gerizekalilardan olmak istemiyorum, erken olumu tarif ediyosun oyle. Cok yakin bir ornegim var, teyzem. Ben onu tanimadim, ama hep oyle dermis, babam anlatir. Sacina muhtemelen tek bir beyaz bile dusmemisti oldugunde, yuzunde belki 30larin ilk kirisiklik belirtileri. Yolun yarisina gelmesine 1 yil kalmis. Ben 1 yasindaymisim. Ona cok benziyormusum oyle diyor babam. Sanatci ruhlu, sakin, unutkan ve bazen umursamaz, kotulugunden degil ama, oyleymis iste sadece.
Ilginctir ki, ailede onu gormeyen tek insan benim, ama onu en cok ben aniyor gibiyim, sanki birlikte cok fazla animiz olmuscasina. Giysilerini giyip takilarini takiyorum, "Kalbim Ege'de kaldi" sarkisinda hep onu dusunup gozlerimin dolmasina izin veriyorum, Izmir'de yatiyor cunku. 70'lerin disco fever hallerinden esinlenip oyle giyindigimde onu da tam o zamanlarda o suslu halleriyle gozumun onune getirip gulumsuyorum, fotograflarda o kadar guzel, hep guzel ki. Kocaman gulen kirmizi dudaklari var hep, boynuna bir dizi inci olarak yansiyan guzel beyaz disleri, arada ayna varmiscasina. Ne guzel giyinirmis, cogunu da kendi dikermis hep. Bikarmis o da benim gibi, tegelleyip birakir, oyle de giyer cikarmis disari. Sahane kadin. Dusunuyorum da, birak ailesini, kendi bile bilmemis kendi degerini. Hayatta keske demekten israrla kacarim, ama Dildar'i gorebilmek hep bir keske'dir, muhtemelen oyle kalacak. Annemle babamin ayriliginin uzerinde bile bu kadar durmadim. Enteresan.
Ama su guzeller guzeli kadin yok mu, bi aklima gelince hep bi "ciz" olur her seferinde. Eh be Dildar, olsaydin da kendin gibi guzel evine, cicekli porselen fincanlarinda cay icmeye, guzele vuran aksam gunesinde oturmaya, Izmir'i koklamaya kendin gibi guzel, cicekli, bohem balkonundan, "yeter ben teyzeme gidiyorum" diyip gelseydim. Derdimi anlatmaya, sesini duymaya, icip icip gulmeye mesela, pikaptan sarkilar dinlemeye, Dildar'a gelseydim.
Gittigin yerde hep mutlu ol, "gullerin icinden canim, kosarak kosara gel"emesen de orada kendine benzeyen gullerin icinde kosuyor, sarki soyluyor, rengarenk eteklerini elbiselerini ucusturuyor ol, Dildar.
Resmi birakma hic, beni ciz gonder, goreyim oradan nasil goruyorsun beni. Ben uyurken gel, bir seyler soyle git illa gitmen gerekiyorsa.
Ben seni hic gormeden cok ozluyorum.
Gorunuse gore bir Ataturk, bir de sen, Dildar.
14.4.14
boyle bir blogum varmis, agliyormus "update et lan beni" diye. edicem yakinda, uzulmesin. guzel seyler yolda.
http://walkwalkshotwalkwalkwalkshot.blogspot.com/
http://walkwalkshotwalkwalkwalkshot.blogspot.com/
13.4.14
in the meantime..
Baya oldu di mi ya..
Yazmayi biraktigim zamanlarda dogan cocuklar buyudu, ilkokula basladi, ukala veletlere donustu. Beni sorarsaniz ben New York'a geri geldim. Mezun oluyorum 1 aya, sonra ver elini Concrete Jungle'in acimasiz is hayati. Sivrilme pesinde kosan topuklular ustunde bir kiz seklinde.
O zamanlardan once birazcik daha vaktim var, su an 1 haftalik tatilde okul. Gunesin butun yakiciligla ortaya cikmasi da resmen benim tatilimi bekliyormus, okula gittigim son gun deri ceket az gelirken, bugun butun gunu askiliyla gecirdim. "E bi arasi yok mu bunun yahu!" dedirtiyor hava. 2 gun icinde tekrar eksilere falan inerse gene sasirmam, alistik.
Guzel havayi bulmusken alip basimi oyle rastgele yuruyeyim, gitmedigim yerlere gideyim ama hic bir seye binmeden, tamamen yuruyerek. 1-2 saat yurur gelirim diyordum ki, oncelikle kendimi belli bir noktada durduramayip evden fazla uzaklasmakla, sonra da "dur surdan gireyim burasi degisikmis" gibi dusuncelerle bu plani tamamen curutup, toplamda 5 saattir kesintisiz yuruyor oldugumu farkettim. Midtown'dan cikip taa ozgurluk heykeli'nin karsisina, guney kisma kadar yurudum. Ordan nasil olduysa Chinatown, Little Italy, Nolita, Bowery, East Village falan filan derken East Village kisimlarinda gecici sure kayboldum, bazi yerlerde daireler cizip ayni yerlerden gecip durup salakligima doymamama kufrettim, binleeerce guzel barin restoranin onunden gectim, onu bunu bir suru seyi enteresan buldum, ama ana fikir, durmadan yurudum, oyle boyle degil. Kaslarim isyan eder vaziyette, "bi dur be kizim, bi rahat ver insana" diyecekler konusabilseler. Ama mis gibi oldu, cok da guzel oldu. Gene olsa gene yaparim. Gozunu sevdigimin sehri...
p.s: bi yalnizlik zor azicik. azicik gene de.
21.9.12
bu sabah okudugum cok sevimli bi eksisozluk basligini ve ilk giriyi sizinle paylasmak isterim efendim. baya "mehe mehe ehehemehe hakkaten lan" diye guldum sabah sabah. helal olsun.
külotlu çorap giydirirken ayağı yerden kesen anne
kafanıza kolonya şişesini atıp, yine başınızda sabahlara kadar beyin kanaması geçirecek diye korkudan ağlayan bi varlık anne.
bu ikilem arasında sevgili yavrusu yazın 40 derece sıcakta üşütmesin diye külotlu çorap giydiren de, dondurma yerken "çok soğuk ılınsın öyle ye" diyen de bu kadın.
önlenemez bi düşkünlük sevdası aslında annelik. paranoyaklık. tıpkı; her çocuğun dünyanın en güzel çocuğu olması ve o her annenin de o çocuğa sahip olması gibi bişey.
tamam anlıyorum, ben de anneyim artık. oğlumun düşüp kafasını acıttığı parkeyi dövmüşlüğüm, uykusundan korkarak uyandı diye dışardaki çocuklara bakondan yarı belime kadar sarkıp "hadi herkes kapısının önünde oynasın" diye bağırmışlığım var.
de bu ne be annem? bilen bilir, zor iştir külotlu çorap giymek. hele çorapta desenler varsa ayrı zordur. desenler yamuk olmayacaktır, ayak ucundaki dikiş tam ayak ucuna denk gelmelidir. yoksa ağ kısmı döner, dönünce eti sıkar, et sıkışınca ruhu daraltır. ağ kısmı aşağıda kalır falandır filandır.
çocuk ellerinizle beceremezsiniz bu işi. ama anne öyle mi? benimki değildi işte.
bir kere dün sabah okula giderken giyilen çorap eve gelince çıkartılıp fırlatıldığı yerde kabuklaştığından, çoraba şöyle bi bakar, -o değil de çorap resmen içinde biri varmış gibi dururdu. şekil aynı yani. nasıl bı bulunduğu kabın şeklini almaksa artık. civa mısın mübarek?- çorabı eline alır esnetir, sonra çorabın sonundan ayak ucuna kadar olan kısmı eliyle bi seferde düzgünce toplar, tek hamlede giydirirdi.
sonra iki eliyle çorabı bel lastiğinden kavrar ve iman gücüyle sizin ayağı yerden keser, havada sizi şöyle bir sallar "ki bu hareketin adı çorap yerine otursun hareketidir." peşine de hiç aksatmadan kıça bi şaplak atıp “eheheh kuru göt” derdi.
çorap giyme işi bitince içinde hareket edemediğiniz kolların yere paralel durduğu robocop montunuzu da giydirip işi tamamlardı. sonra hade yallah okula..
anne dediğin yeri geldiğinde evladına, yer çekimine bile karşı koydurtandır. evet.
(nukleerella, 20.09.2012 11:53 ~ 11:54)
külotlu çorap giydirirken ayağı yerden kesen anne
kafanıza kolonya şişesini atıp, yine başınızda sabahlara kadar beyin kanaması geçirecek diye korkudan ağlayan bi varlık anne.
bu ikilem arasında sevgili yavrusu yazın 40 derece sıcakta üşütmesin diye külotlu çorap giydiren de, dondurma yerken "çok soğuk ılınsın öyle ye" diyen de bu kadın.
önlenemez bi düşkünlük sevdası aslında annelik. paranoyaklık. tıpkı; her çocuğun dünyanın en güzel çocuğu olması ve o her annenin de o çocuğa sahip olması gibi bişey.
tamam anlıyorum, ben de anneyim artık. oğlumun düşüp kafasını acıttığı parkeyi dövmüşlüğüm, uykusundan korkarak uyandı diye dışardaki çocuklara bakondan yarı belime kadar sarkıp "hadi herkes kapısının önünde oynasın" diye bağırmışlığım var.
de bu ne be annem? bilen bilir, zor iştir külotlu çorap giymek. hele çorapta desenler varsa ayrı zordur. desenler yamuk olmayacaktır, ayak ucundaki dikiş tam ayak ucuna denk gelmelidir. yoksa ağ kısmı döner, dönünce eti sıkar, et sıkışınca ruhu daraltır. ağ kısmı aşağıda kalır falandır filandır.
çocuk ellerinizle beceremezsiniz bu işi. ama anne öyle mi? benimki değildi işte.
bir kere dün sabah okula giderken giyilen çorap eve gelince çıkartılıp fırlatıldığı yerde kabuklaştığından, çoraba şöyle bi bakar, -o değil de çorap resmen içinde biri varmış gibi dururdu. şekil aynı yani. nasıl bı bulunduğu kabın şeklini almaksa artık. civa mısın mübarek?- çorabı eline alır esnetir, sonra çorabın sonundan ayak ucuna kadar olan kısmı eliyle bi seferde düzgünce toplar, tek hamlede giydirirdi.
sonra iki eliyle çorabı bel lastiğinden kavrar ve iman gücüyle sizin ayağı yerden keser, havada sizi şöyle bir sallar "ki bu hareketin adı çorap yerine otursun hareketidir." peşine de hiç aksatmadan kıça bi şaplak atıp “eheheh kuru göt” derdi.
çorap giyme işi bitince içinde hareket edemediğiniz kolların yere paralel durduğu robocop montunuzu da giydirip işi tamamlardı. sonra hade yallah okula..
anne dediğin yeri geldiğinde evladına, yer çekimine bile karşı koydurtandır. evet.
(nukleerella, 20.09.2012 11:53 ~ 11:54)
5.9.12
aksam oldu sinirlendim ben yine.
bi konuda cok net olabilir miyim?
tatile gidip donmus kisiler bana tatilde cektikleri minimum 750 fotografi ve hizlarini alamadiklari cilgin videolari "AHAHAHAHAHAHAHAY BAK BURDA DA COK EGLENDIIIKK, AYYY ORDEGE BAKAR MISIIIN, AY YOLDA ANIDEN BI INEK CIKTI BAAAK AHAHAHA, AYY BURDA GUNBATIMINDA SARAP ICTIIIIK, DENIZIN RENGINE BAKAAR MISIAAAN" seklinde orneklerle, onu alinamaz bir coskuyla gostermeyebilirler mi?
Eglenmiyorum arkadasim.
Hatta istatistik dersinde daha ilgili bi dinleme halinde olduguma eminim.
Bi de her karede ayri ayri durulur, o videolar aman allahim tekrar tekrar duraklatilir, her kare tek tek irdelenir, tekrar tekrar 'yeniden yasama' kahkahalari patlatilir, tintintin tepesinde yenilen yengec pipisinin comolokko sarabiyla ne kadar guzel gittigi tekrar tekrar anlatilir falan.
Bi kere gidilen yerlerdeki manzaranin guzelligi,efendime soyliyim denizin rengi falan anca gidene yarar. Giden ben bile olsam, cektigim manzara fotografina sonradan bakinca hic bi bok anlamiyorum. Beynime kazidigim goruntu, gozumu kapadigimda orda olma hissi beni fotograflardan daha cok etkiliyor.
Yine de hicbiri o rengi guzel olan suya ayaklarini soktugun, ploffs diye icine atladigin anda hissettiklerinin kattiiyyyetle yerine gecemiyor.
Kendi gittigim yerlere karsi hislerim bu yondeyken, aysenin fatmanin hulusinin ahmetin tatil anilari ne derece umurumda olabilir?
Belki de essegim ve hosaftan anlamiyorum.
Ne bileyim.
tatile gidip donmus kisiler bana tatilde cektikleri minimum 750 fotografi ve hizlarini alamadiklari cilgin videolari "AHAHAHAHAHAHAHAY BAK BURDA DA COK EGLENDIIIKK, AYYY ORDEGE BAKAR MISIIIN, AY YOLDA ANIDEN BI INEK CIKTI BAAAK AHAHAHA, AYY BURDA GUNBATIMINDA SARAP ICTIIIIK, DENIZIN RENGINE BAKAAR MISIAAAN" seklinde orneklerle, onu alinamaz bir coskuyla gostermeyebilirler mi?
Eglenmiyorum arkadasim.
Hatta istatistik dersinde daha ilgili bi dinleme halinde olduguma eminim.
Bi de her karede ayri ayri durulur, o videolar aman allahim tekrar tekrar duraklatilir, her kare tek tek irdelenir, tekrar tekrar 'yeniden yasama' kahkahalari patlatilir, tintintin tepesinde yenilen yengec pipisinin comolokko sarabiyla ne kadar guzel gittigi tekrar tekrar anlatilir falan.
Bi kere gidilen yerlerdeki manzaranin guzelligi,efendime soyliyim denizin rengi falan anca gidene yarar. Giden ben bile olsam, cektigim manzara fotografina sonradan bakinca hic bi bok anlamiyorum. Beynime kazidigim goruntu, gozumu kapadigimda orda olma hissi beni fotograflardan daha cok etkiliyor.
Yine de hicbiri o rengi guzel olan suya ayaklarini soktugun, ploffs diye icine atladigin anda hissettiklerinin kattiiyyyetle yerine gecemiyor.
Kendi gittigim yerlere karsi hislerim bu yondeyken, aysenin fatmanin hulusinin ahmetin tatil anilari ne derece umurumda olabilir?
Belki de essegim ve hosaftan anlamiyorum.
Ne bileyim.
31.8.12
BUSTED.
bir gta degil.
cok sinirliyim.
accaayip sinirliyim.
dun gece arabayla evden cikip kadikoye giden bunyem, meyve suyu, soda vs. niyetine serinletici icecek olarak ictigi 1. birasini bitirir,aradan 40 dakika gecer. bakti muhabbet uzadi,e hadi ikincisini de icer.
3.nun artik ona hayir getirmeyeceginin bilincinde olarak karninda 2 birasiyla,gayet ayik bi sekilde mutlu mutlu sohbetine makarasina kukarasina devam eden bu genc,sapasaglam bi sekilde arabasina binip evine dogru yola cikar. (bu arada kendisinin kucuk bi problemi vardir ki, cantasini degistirdigi ve alelacele ciktigi icin ehliyetini evde unutmustur gerizekali. bunu kadikoye gittginde hatirlar,tabi artik cok gectir, 'neyse' der, 'bisey olmaz heralde.')
kadikoyden cevreyoluna baglanmak uzere oldugu dakikalarda,fosforlu sari uniformalarin fosforuyla aslan gormus zebraya doner. kafasindan gecen binlerce dusuncenin birinden biri akillica olmayip,ustelik birbirlerine dolasa dolasa gecip kizcagizin apisip kalmis kafasini iyice karistirmaktadirlar.
hamama giren terledigi icin, gotum gotum saga cekilir.
"hanfendi ehliyet ruhsat?" sorusu yavas cekim beyinde yankilanir tabi ki bir yandan.
yok abi. ruhsat var,ehliyet yok. anasini sattigimin ehliyeti yok. evinin kadini oldu ehliyet.
hadi bakalim karakola. hayatinda ilk defa basina boyle bisey gelmis olan, karakol koridorlarini da sadece televizyonlarda gormus olan hanim kizimizin, zaten normal hayatinda tilki zekali,sinsi,uckagitci bir insan istese de olamadigi icin boyle bir durumda zaten ziyadesiyle sapsal davranmasi kacinilmazdir ki, bir de o lanet alete uflemis bulunmustur. ustelik defalarca 'ufleyemiyormus' gibi yapip zaman kazanmis olmasina karsin ilerleyen dakikalarda bi sekilde nasil olduysa yeterli uflemeyi gerceklestirmistir,ve boku da yemistir haliyle.
ceza kagidini alir,erkek arkadasi ve annesiyle pasa pasa evine doner.
bundan sonra yapacagi tek sey isine yarayan otobus hatlarini gugillamak,eksi sozlukte digerlerinin bu konudaki anilarini okurken daha az once ogrendigi taktikleri daha once bilmedigi icin,bilse suphesiz gotu kurtaricagini bildigi icin sacini basini yolmak,aklina geldikce sinir sinir sinirlenmek ve 6 ay boyunca durup durup 'o oyle olsaydi,keske boyle yapsaydim' lari dusunup dusunup kendini bir guzel tuketmektir. Ha tabi,GARSON! bir bardak da soguk suyumuz olacakti,onu unutmayalim.
En boktani da, meyvenin icindeki alkol miktarinin bile arttirabildigi o promil denilen gerizekalinin yasal siniri 50 olmakla birlikte, makinada cikan degerimin 51'le sadece ve sadece 1 promil farkli olmasi oldu.
70 olsa 80 olsa canimi yesin,zaten o promile ulasmis olsam ben o arabanin icinde, o direksiyonun basinda olmam. Tamam,ilk kazandigim maasin kalbinden cikarip 600 tlyi bir guzel bayilicam,yapicak bisey yok. AMA EN BOKTAN,EN SOGUK, EN SIKINTILI KIS AYLARINDA ARABASIZ KALICAK OLMAK NEDIR YA?
iste bunu kendime yediremiyorum a dostlar.
halbuki tam da drink responsibly insani gibi ve son derece akli basinda
davranmistim bu gece,nooldu simdi?
sinirimi sabaha sabah tepeme cikarip kendi etrafimda isik hiziyla yediyuzotuzbes tur atmami saglayan soyle de bir anekdot buldum ki, gonul isterdi daha once okumus olsaydim.
hayrini gorunuz,benim gibi dingillerden ders aliniz.
aslinda bu saatten sonra napilabilir,onu dusunuyorum ama,yok heralde bi yolu.
FFFFAK.
türkiye promil sınırı saçmalığı
- neresinden tutsan elde kalan saçmalıktır.
birincisi, bünye farklıdır herkeste, kimi 1 birayla refleks kaybına uğrarken kimi 3 birayla uğrar. ayrıca polislerin üflettikleri promil ölçerin doğru sonuç vermediği 3 hafta önce şöyle bir olayla görüldü:
eve dönüşte çevirmeye girilir, alkol alınalı saatler olduğu için güvenle üflenir: 107 promil! itiraz edilir, tartışılır, hastaneye gidilir.
hastanede doktor gözetiminde üflenir: 35 promil.
bu sefer de polis itiraz eder, kan testi yapılır: 47 promil.
gece sorunsuz biter. e hangisi doğru bu saçma sonuçların şimdi?
refleks testi şart.
ikincisi de, ticari araçlarla ilgili uygulama. bugün doblo, connect gibi araçlar ticari sınıfına girdiği için 1 promil alkol bile ehliyetinizin alınmasına yetiyor. kamyon mu ulan bunlar? bildiğin araba işte. sigara içseniz bile promil çıkıyor. hatta redbul yüzünden 6 promil alkol çıkanı var. google'da bulabilirsiniz.
düzenleme gerek.
edit: alkollü araç kullanmayı savunuyormuşum gibi anlaşılmış, 1 birayla araba sürenlerin de normal değillerse cezalandırılması gerektiğini düşünüyorum. aynı şekilde 2 bira içip refleksleri yerinde olanlar da gereksiz yere cezalandırılmamalı.
27.8.12
cuk kadar tarihi olmasina ragmen "tarihimiz de tarihimiz" diye gecinen anglosakson amerikalilarin, adlarini 'kizilderili' koyduklari, aslinda asil 'native' olan amerikalilari yillarca ordan oraya surmus,agizlarina sicmis,asimile ederken adeta buyuk orgazmlara kosmus olmalarina ragmen sanki yillarca hep beraber sevgi dostluk icinde yasamislar gibi,durup durup "ayyHh kiZiLderiLi moDasiAaa, aaayH puskulleerRr, aayH boncuklaar, ay ne etniiik, hadi saclarimizi orup kafamiza kictuyunden osuruk taci takaliiiim, laa la la laay hakuuna mataataaaa" modalari cikarmalarina sizi bilmem ama,ben kicimla guluyorum.
23.1.12
bazı sevgililer ölümcül komikti,bazıları delirtircesine bayık.
bazısı saatlerce boşluğa baksa sıkılmayacak kadar boştu,dingildi,bazısı cin gibi,fıldır fıldırdı,hayranlık uyandırırdı.
bazısı kıskançlığından götünden çatlıycak gibiydi,bazısı konuşmasa da huzur verirdi, ve anlayışlıydı çok.
bazısı ayrılmazdı kıçın dibinden,bazısı nefes aldırır,özletirdi de hatta.
tipsizdi bazısı; şu şeytan tüylülerden,bazısına bak bak doyulmazdı.
ama dönüp bakınca,ağızlarına birer tane vurasım gelir her birinin.
yapacak bişey yok,valla yok.
şaka lan şaka,gel öpiyim.
üstüne alınma burayı okuyosan,hepiniz iyi çocuklardınız sonuçta.
benim de boyum kısa yani.
ehehe.
19.10.11
aynı perspektifte bulunan şeylerin birbirlerinin bütünüymüş gibi görünmesini çok seviyorum.o anı ve o sahneyi dondurup,özel bişey yapıyo benim için.
kafa mı karıştırdı? anlatayım.
mesela oturuyorum di mi.tam karşı açımda bi kız var mesela.göremiyorum ellerini.saklamış galiba.gövdesi var masada sadece.tam arkasında, aynı hizadaki masada,sahibini göremediğim bi el var.o el tempo tutuyo masada.yüzünü gördüğüm kızın suratındaki bıkkınlık dolu ifadenin o el hareketini öyle neşeyle yapması imkansız,ama genele bakıyorum,yapıyo işte düpedüz,orada.
gülüyorum öyle zamanlarda.çok saçma çünkü.
seviyorum ama.
eğer ben de birilerinin gözünde böyle saçma sahnelere kurban gidiyosam ne güzel.bilmek isterdim.aslında istemezdim,büyüsü kaçmasın.evet.
bi örneğim ve bi çok örneğim daha var.
bi adam,yaşlı.yüzü uzun ve çökmüş bi yüz.tam olarak profilden görmüyorum adamın yüzünü.4'te 1'ini görüyorum,şakaklarını ve kulaklarını sadece.adamın kafasının arkasında annesinin kucağında bi bebek.bebeğin durduğu yer adamın kafasına o kadar denk geliyo ki.ve tam tamına profilden görüyorum bebeği.net bi bebek yüzü,bütün hatlarıyla.bi bebek alnı ve burnu işte.ve tam o yaşlı adamın şakaklarından hemen sonra başlıyo.bulundukları planlar arka arkaya,ama aynı yüzün içindeler.aynı yüze sahipler yani.buna da çok gülmüştüm.fotoğrafı olabilir bile bi yerlerde.dali müzesindeydim.düşünün yani,hem dali müzesindeyim,beynim yeterince sürreal yağmurlarla yıkanmış,üstüne bi de böyle saçma şeylerle uğraşıyorum.göz işte,görüyo.napiyim.
ama gördüğüm bişey beni tersi bi şekilde şaşırttı geçen gün.
adamın biri aşağı doğru bakıyodu.alnından resmen fönlü bi kadın perçemi aşağı doğru uzanıyodu.
yine aynı şey oldu diye düşünüp yaklaştım adama doğru.yaklaştım sonra.
adamın arkasında bi kadın aradım.yoktu.o perçem adamın perçemiymiş.adamın saç kesimine mi,beynimin ve gözümün haşnafişnelere dalıp benle dalga geçmesine mi güleyim bilemedim,ama sonuç aynı oldu: güldüm.
8.8.11
2.8.11
kodluyorum:
her iki tarafın da korkunç derecede ciddi olmaya kastığı danışma hattı konuşmalarında sıkça gerek duyulan 'kodlama' mevzusu baya can yakıyor.
hele ki her insan, -mesela- 'bukalemun' kelimesini acayip havalı ve sakin bi tavırla 'hmm evet balıkesiir-urfaa-kırklarelii-adanaa-lüleburgaaz-edirnee-muğlaa-urfaa-niğdee' şeklinde kodlayacak yeteneğe sahip olamayabiliyor.
ben bu konuda fena değilim,giderim ortalama üstünde,arada bi parazit olabiliyor ama neyse ki kadı kızı diye bişey var.
geçen gün uçak rezervasyonu için telefon görüşmesi yaparken gayet havalıydım ki,e harfinde duraksadım bi,sonra 'ğğııığğğ...ESKİŞEHİR!' diyerek sevindim. 'oh' dedim.
ama ne yazık ki aklıma ilk 'ediz hun' geldiydi.
neden ediz hun ama.
söyleseydim de,kadınla karşılıklı geyiğe sarsaydık.eğlence çıkardı ona da yavrum.bütün gün en ciddi ses tonunu takınmaya çalışıp kendini paralayan ama özel hayatında sevgilisine en sivrisinek sesiyle bırbırbırbırbır söylenen bi hatun olma ihtimali yüksek olduğunu varsayıyorum.her neyse.
sonuç olarak kıvrandım kıvrandım,ve ediz hun diyemedim.diyemezdim.
çok ayıp.karizma çiziyo bi kere o kodlamayı yapamamak.
enginar falan desen de olmaz. adana-mersin-zonguldak-lüleburgaz-enginar-kalorifer-izmit-montauk-denizanası-izlanda şeklinde bi kodlamaya girdiğimi düşünsene.
ya da neden bu ciddiyet türkiye şehirleriyle sınırlı mesela?
bence kalkıp lüleburgaz yerine lüksemburg,gaziantep yerine göteborg,kırklareli yerine kankun,zonguldak yerine zimbabwe falan diyemezsin.ya da adın jaleyse jamaika mı diyceksin,j harfiyle şehir yok ki amk. olsa olsa jeton dersin.hele ki altı üstü bi jale adı için 'jinekolog'la başlansa tadından yenmez.
saçmasapan işler.tabi maksat eğlenceyse,ben çok rahat olurdum.
kodlamadık ne lemur bırakırdım,ne sosyete mantısı,ne bukalemun,ne de şimendifer.
ama gel gör ki,ediz hun'da takıldım.eskişehirin gözünü seveyim.
daha önceki yazılarımda bolca anlattığım akıllara zarar bi arkadaşım var biliyosunuz.
hani şu kozalaklara kafa yoran,bakire insan sıkıcıdır diyen,yer yer şapşallığını gizlemeyen kişi.
kendisi fena durumda.zira en son ceyhan'a ceyhun,ve u harfinde şehir bulamayınca uskumru dedi..
hayır,uskumru demedi,aynen benim ediz hun vakası gibi o da uskumruyla kıvrandı,karşımda thom yorke'tan esinlenilmiş hareketlerle karışık (http://www.youtube.com/watch?v=cfOa1a8hYP8) 'kaka tutma' pozlarına girerek 'u' harfiyle bi şehir adı istedi, ben de çok soğukkanlı,pardon 'kuul' bi şekilde 'URFA.' dedim.
kendi bulmuş gibi sevindi.
ve sonsuza kadar çok mutlu yaşadık.
-bu arada,o videonun altında bi yorum gözüme çarptı:
My computer said "Let's listen to some Radiohead." I said "OK Computer"
canım ya.
24.6.11
acı yok raki.
kainat benimle dalga da değil,baya taşak hatta taşşşşşak geçiyor.
yani bu artık bişeylerin en üst noktası.
kem göze fiş midir nedir,ondan istiyorum.
tabi iş işten geçti,şu saatten sonra kime fiş,kime şiş,diş,çiş fark yapmeeyor.
bildiğiniz ya da bilmediğiniz üzere 6 aya yakın süredir new yorktayım.
bu koca zaman diliminde çok konser afişi gördüm,çok 'oha gidijeeeem' dedim,ama bi tek buna bilet almak kısmet oldu. hem de böyle 'hölölölölö' diye.
bahsettiğim konser eddie vedder konseri.üstüne,bu olay bana daha çok acı versin diye, special guest: glen hansard lan. haziranın 21-22si şeklindeydi program.
kara gün ayın 22siydi.
böyle adamlar gayet elele tutuşup çıkıcaklardı,ben de eblek eblek izliycektim,bi heycan vardı falan.
böyle metroyla nası gidiliyo onu keşfettim oturup,iyiydi yani.
'beacon theatre nerdeeğ,iiişte ordaağ' şeklinde böyle paytakpaytak gittim kapıya.
biletimi çıkardım falan,havalıyım böyle.afişin fotoğrafını çekiyorum,neden,e feysbuka koyucam hava atıcam falan.kem gözlere daha da yem olsun diye.
tabi yem olan ben oldum böyle 'DADADADANN' diye.
biletimi uzattım,kadın bana ''oh, this ticket is for july 21'' dedi.o an istedim ki ingilizceyi yeni öğreniyo olayım,yanlış anlamış olayım falan. tabi bu düşüncelerle birlikte kaynar sular geldi default olarak.bilmiyorum,sürekli flashback yaşıyorum o ana,o kadar tatsız ki,o kadar olabilir.
o kapıdan geri çıkışım,güvenliklere teker teker abanışım,'bişey yapılamaz mı' çırpınışlarım.
olmadı, olamadı.
yani nası tarif edeyim bilmiyorum hakkaten.
yani nası tarif edeyim bilmiyorum hakkaten.
ulan topu topu iki üç insana söyledim,bu kadar mı göz vardı bu kadar mı nefret dolu düşüncelere maruz kaldım anlamadım ki.
valla lanetlendim bişey oldu orda.
işin komik tarafı,kendimi her nedense ayın 22sine odakladım ve bileti çıkarıp bi kere bakmadım emin olmak için.hakkaten bilmiyorum nası olabildi.
parayı falan siktir ettim,hadi belki eddie vedder konseri bi şekilde bi yerde bi daha yakalayabilirim,ama glen hansardla birlikte olması ciğerimi söktü attı,öyle bişey.
ıssız adama bağladım,sokakta yürüyorum boş boş falan.arkadaşımı aradım,'her şeyde bi hayır vardır naapalım' yorumunu ikinci bi ağızdan da duyayım da azıcık sus serpilsin içime diye.
serpilicek su mu kaldı anasını satıyım,az önce yeterince su tarafından haşlandım zaten cayırcayır.
laf işte.
çıkıp yürürken central parkın batı kapısının önünden geçiyodum,girip dolaşıyım dedim.tam strawberry fields bölgesinin girişiymiş meğersem.bi süreliğine beatles kafasına girince acıyı unutur gibi oldum,hafiften yağmur çiseledi sonra.
ay hala çok mutsuzum,inanılır gibi değil.
size de eğlence çıktı,okudunuz falan.
belki de 'oh' dediniz,'iyi olmuş eheh-eheh'
aferin.
yandı lan,yandı bilet,kül oldu tağam mı evet.gidemedim de göremedim de bi bok.
inşallah yangın falan çıkmıştır konserde.
ay kimseyi istemiyorum.
gidin başımdan hepiniz yea.
ha,bu olayın akşamında sevgili geldi.
ama yine de içime oturan kalkmadı hiç bi türlü.
not:sesi güzel ya da müzikal yetenekli sevgili bulmayın,sonra böyle bi durumda oturup acımadan bin saat pearl jam playlisti patlatıyo,durmaksızın,üstelik çok güzel eddie vedder sesi yapıyo,sus da diyemiyosun,iyice mal oluyosun.
söyliyim dedim.
ay ağlıycam,valla.
silin lan hafızamı.
8.5.11
mutsuz puskevitler.
bir masalsi iliskiyi daha siktim,hadi hayirlisi.
bi force var da beni mi sevmiyor ne.virvirvir dirdirdirlar ve aari vizvizvizlarla gunden gune agzina sicilan bi iliskiyi patlamis misir yiyerek seyrettik hep beraber.ustune bi de frigo patlattik hatta.
bi guc var ve uzun sureli mutlu olmami istemiyor.her neyse,amacina coktan ulasti,artik yorungemden siktirsin gitsin.
hem ben mutlu ciftlerin boyle kafasini gozunu patakute yamultayim istiyorum.o piriltili taksim gecelerinde biz de o gerizekalilardan biriydik -boyle aptal gibi mutlu falan,cok da guzeldi- kabul ediyorum ama o ciftleri sadece esas kiz bensem seviyorum.kimsenin askinda gozum yok kafasi degil,gayet var abi.agziniza sicarim hepinizin.amaaan fis.
cayimi iceyim.
yoo mutsuz degilim ki,bitmedi gayet essek gibi.daha baslangiclar var,eheheh.
30.4.11
29.4.11
erotişın şıtraaze.
-mevzular çılgın atıyor.biraz erotiş,akrostiş,postiş,fetiş.
mesela çok can sıkıcı mailler var gereksizlere düşen.
hatta öyle ki bazen gereksiz olmadığını iddia edip paşalar gibi inbakslara akın ediyorlar.
DUL AYŞE YATAKDA! vardı örneğin.seks partneri ayağına falan insan avlıyolar olsa gerek.
bi kere yatakta bile değil,yatakda yağni.dilbilgisi dersinde ayıplı dergi inceleyip ağzının suyu akmakla meşgul oldukları için çoğu türk tiineycırı,sonra böyle insanlar oluyolar.o kaskatı k harfinden sonra sikseler d harfi koyamaman gerekir,bi kere insanın ağzından TA! çıkıyor,neyse.
-ağzım ikidir çok bozuk.noluyo böyle.
-'önsevişme' lafına çok karşıyım.o ne öyle windows terimleri gibi.önizleme falan.çok ciddi.bütün anlamının içine sıçmışlar.
olmamış tdk,tekrar deneyiniz.
-şey geldi aklıma,ahmet çakar'da mı ne,yarışmacı kızın birine çakar sordu,'ne okuyosun kızım?'
-'eee,hukuk öğrencisiyeaaamm.' çakar yine sordu: 'hukuk bir pozitif bilim dalı mıdır?'
ben hayatımda daha apışık birisini görmedim bi sorunun üstüne.
ne var bu kadar düşünücek diye aşağılamıştı bi de.kız da eblek eblek gülmüştü.
salaktı zaten baya.neyse.geçiniz.
-bi aralar seksi şempanze vardı,nooldu sahi ona?
-moda okuyan bi kız arkadaşınız varsa,dünyanın öbür ucunda da olsa kendisinden şüphe duyup kıskançlıklarla boşuna birbirinizi yormayınız.zira okulda gördüğüm en normal 'az miktarda testesteron taşıyıcısının' ojeleri var.devamı mı? ben diyim topuklular,siz diyin kola takılan çantalar,gerisi balyajlar,vesaire.iyi ki okulda havuz yok da bikinililerine maruz kalmıyoruz.
gey değil onlar,ayrı bi dünyalar.yoksa bildiğiniz geyler şahin k kalıyor yani yanlarında.
-oda arkadaşım sevgilisini çok getiriyor odaya,çok sevişiyolar.sabrımın sonu selamet mi olacak bilemedim.
-bu amerikalı kızlar topuklularla yürümeyi bilmiyolar.hepsi topal deve gibi yürüyolar.
hem uzunlar,hem de alışık değiller,tamamen ters tepiyo o 'hot heels' dedikleri olay.
-hep söylerim,havalar düzelince kavgalar da biter,ilişkiler de düzelir,arkadaşlıklar da toparlanır,vesaire.hep de haklı çıkarım.yine öyle oldu.herkes kıvamında,ortalık sütlaç gibi.iyiyiz iyi.
17.4.11
şarap getirin.
-spring break yalnızlığımla odamdayım.
-zaz var fonda.jane fonda. (1 yil sonra gelen edit: zaz olsun artik amk.nefret ediyorum kepcuk agizlidan.gargargargar kafami zikti aylarca ya,got.)
-new york soğuk,oda soğuk.kaloriferleri kapatıp gitmiş pezevenkler,elektrikli ocağı sonuna kadar açıp ufo niyetine kullanarak ısınıyorum.
-bütün oda arkadaşlarım tatilde.hepsi evlerinde.oda bana kaldığı için nası mutluyum belli değil.fığansızca şağkı söylemök istiyoğum.karının sesi çokoş.
-böyle sabaha kadar yazı yazmak istiyorum,ama yazamam.abuk subuk oje renklerine merakım vardı,3 haftadır ojesiz gezdiğimi farkettim.içim kurumuş.cidden.gözüme retro kedigözü çizgisi bile çekmeye üşeniyorum,ki özel bişey değil her gün yaptığım bişey.hava sıcak olsa sokağa donla çıkıcam,o kadar giyinesim yok.hele o atkılar paltolar,allahım her şey ağırlık üstümde.fenalık geçirmeye meraklı kocakarılar gibiyim.ruhsuz,donuk,böyle suratsız bi insan oluverdim.
-sevgiliyle ufak pürüzler var.iyice huysuzlandı.ulan zaten uzağız,delirmişiz özledik diye,neler oluyo? ayrılmayalım da,bütün derdim o. (ondan ayrilmanin hayatimda yaptigim en akillica seylerden biri oldugunu 1 yil sonra entryleri gezerken anlamak)
-central park'ta beyzbol maçı izlerken kafama kuş sıçtı bugün.nası acayip bi kombinasyon di mi.lakin ben çok sevdim.böyle değişik neyin.
-neyse ki babam geldi yanıma,uzak kalınca valla ebeveyn değeri insanın kafasına dank ediyormuş.benden mutlusu yok bundan ötürü.ikisine de ölürüm onların.siz de hala anca küfredin anaya babaya.dingiller.
-ha bi de,söylemeden geçmeyeyim,o kafası güzel entrikalı geceleri nası özledim.ama nası özledim.size artık çok klişe gelen (ki yakın geçmişte bana da çok alışılageldik bişey olan ama buraya gelince deli gibi özlediğim) küçük beyoğlu geceleri aşeriyorum.yalan yok.
-jönösepa.
-peyniğğğ.
12.4.11
burayı geçelim çok küfürlü.
amına koyayım etrafımda ciddi insan istemiyorum lan ben.
elalemin dırdırını kaprisini çekmek için mi yaşıyorum nedir anlamadım ki.
o kendinizi bişey sanışlarınızı,bi ego krizlerinizi,söylenmelerinizi,abuklu subuklu yargılayıp sıfatlandırmalarınızı,binbir suratlarınızı şişirip şişirip sokucam muhtelif deliklerinize ha.
karartmayın amına koyayım insanın içini.
hay sikeyim ya.
valla çok sinirliyim bugün.
hayatımda üçbeş tane all-time feyvırıt insan var,gerisi sikimsonik.
siktirin gidin lan.
hanımteyze edit: aaaa.hiç yakışıyo mu senin gibi bi genç kıza.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)